Bir yabancıyım ben bu dünyada... Bir şairim ben, hayatın düzyazıyla yazdığını şiire, şarkıya, hayatın terennüm ettiği şiiri ve şarkıyı da düzyazıya çeviren...
Bu yüzden bir yabancıyım ben, ölümün beyaz ve dost kanatları beni evime, yurduma, toprağın güzel sinesine taşıyıncaya kadar da yabancı olarak kalacağım. Orada yüklerden arınma, huzur, barış ve lekesiz, çiziksiz anlayış bekliyor beni. Ben de orada, dostça kurduğu tuzaklarla, Zaman'ın bu dar ve karanlık dünyadan kurtaracağı başka yabancıları bekliyor olacağım.
Fakat titreyen bir sesle, "Gönlün derinlerinde doğan bir uyanma, aydınlanma bu," diye konuştu, "öyle ki onun farkında olan, onu bilen, sözcüklerle anlatamaz onu. Onu bilmeyense, varlığın o muhteşem ve icbar edici esrarı üzerinde düşünmeyecektir bile."
kuşlar, insanoğlunun sahip olmadığı bir onura ve cesarete sahiptirler. İnsanoğlu, kendi eliyle yaptığı, kendi eliyle ve kendisi için icat ettiği, zorda kalınca da tevillerle biçimden biçime soktuğu yasaların, adet ve geleneklerin gölgesinde yaşar. Ama kuşlar, dünyanın güneş etrafında, güneşin de başka ve değişmez bir yörüngede dönmelerini sağlayan, aynı ezeli, ebedi Yasa'ya göre yaşarlar." Bu sözlerim üzerine, bende pek kavrayışlı bir çömez bulmuş gibi gözleriyle yüzü aydınlandı ve sesini yükseltti, "Çok iyi, çok iyi! Doğru inancı, doğru kelimelerle ifade edecek olursanız, uygarlık denen şeyi de onun çürümüş yasalarını, geleneklerini de terk etmeniz ve bütün o bunaltıcı şeylerden uzak, fakat yalnız yerin ve göğün mucizevi yasalarının geçerli olduğu bir yerde kuşlar gibi yaşamanız gerekir.