Himmet Dağlı

... Sonra dergâhın pencerelerinden mavimsi ışık huzmeleri duvarları yalayarak sekiz köşeli tavanda birleşiyordu. O vakit Fahir, göğün ilâhî bir aşkla şak şak olup ardından sis halinde aşağıya doğru indiğini görebiliyordu. Ve böylece pervâneler göğe uçuyorlar, yüzlerce perdeyi gerilerinde bırakıyorlardı. Ya Fahir duyuyordu bu ritüeldeki duyulan sesleri, ya da gözü kulağı büyük bir aldatma içerisindeydi. Zerreden küreye her cisim o anda Rabbine huşû ile temas ediyordu. Sonra haykırıyordu cism ü cân; [Ol şarabı içtim ki can, onun kadehidir. / Ol şarapla sarhoş oldum ki akıl, ona deli divâne olmuştur. / Bir duman geldi, bürüdü beni, ateşledi beni. / Ol mumdan ki güneş, ona pervâne kesilmiştir.]
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şiraz’ın yıldızı istilâdan çok önce buraya gelmişti. Muhatabını arayan belâlı bir çift gözün kırıcılığından o güne dek hiç kimse haberdar değildi. Ama aynı yıldızın yakıcı nazarı, gündelik işler peşinde koşturan binlerce insanın arasında illâ ki, yazgısını yaşayacak olana erişecek; ilk sancının tohumunu sahibinin yüreğine inceden inceye düşürecekti.
... Bu ovadaki uyuz ağaçlı, kül yığınına benzeyen köylerde insanlar parça parça elleri, yanık derili yüzleri, kenarları çok kırışık gözleriyle çalışarak inatçı topraktan bir lokma ekmek söküp almaya uğraşırlar. ...
Sayfa 46·Kitabı okudu
Gökyüzü bu haziran ayında oldukça açık, yıldızlar pek parlaktı. Berrak gökyüzünde kocakarının döke saça çaldıklarından arta kalan yıldızlardan müteşekkil Samanyolu, her zamanki gibi karanlık göğün bir ucundan diğer ucuna serilmiş, öylece seyreyliyordu altındakileri. Diğer yönde takımyıldızları, olanca parlaklığıyla yeryüzündekileri selâmlamaya devam ediyordu. Ayla, her birini süzdü, ardından derin derin nefes alarak efkârını dağıtmak istercesine, sözlerini yarım yamalak hatırladığı bir türküyü mırıldanmaya başladı. "Memleket mi yıldızlar mı..."
Zaman, bünyesindeki bütün nesneleri olduğu gibi Kirmanşah’ın namlı tüccarını da mekân içerisinde evirip çeviriyor; günlerin süzgecinde eliyordu. Tıpkı babası gibi o da kısa zamanda, tez vakitte işleri büyütmek ve halıcılıkta malların tekelini sağlamakla uğraşıyordu. Öyle olsun ki tüm kervanlar Kirmanşah’ta önce kendisine uğrasın; mallardan mal, halılardan halı bırakıp halılar götürsündü uzaklara. Kirmanşah’ta kendisinden sorulan halı, dünyanın öbür ucundaki halı meraklılarını da kendisine çeksindi. Başka metalara bunca zaman hiç heves etmemiş olduğundan mütevellit, her yerde halılar tek kendisinden sorulsundu.