Himmet Dağlı

Himmet Dağlı

, şu anda okuyor
415 syf.
Rasim Özdenören
8.6/10 · 46 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Birbirlerinden farklı gönüllerin, yine birbirlerinden uzakta tutundukları yaşamlarını bir sebebe binaen gerilerinde bırakıp, aynı kervanda aynı yolun yolcuları olmalarının büyük öyküsü… Büyük istilânın hemen öncesinde talih, kimileri için umulanın aksine, başka yerlerde yepyeni yaşamların kapılarını sonuna dek aralamaya, uçsuz bucaksız coğrafyalardan yılan gibi kıvrıla kıvrıla ilerleyen ve türlü sırları bağrında saklayan kervanın hikâyelerini devşirmeye vazifelendirilmiş Ulak’ın büyük eserini nihayete erdirmeye ayarlı idi sanki. … İşte deminden beridir sözünü ettiğimiz kervanın Sultanhanı’ndaki ilk gecesinde hanın avlusunda el ayak kesilmiş; söz meclisi, hanın münasip yerinde kurulmuştu. Gönüller sürura ermeden önce damaklar ıslatılmış; odalardan, ambarlardan, depolardan, ahırdan yahut da şadırvandan beli belirsiz yayılan uğultular da kesildiğinde müdavimlerden birkaçı, oturdukları yer minderlerine iyice yerleşmişti. Müdavimler, köşeli taşlarla döşeli hanın hararetli havasını buz gibi içecekleriyle kırmaya yeltenirken, sakin gecenin uysallığını ara ara delen deve homurtuları gittikçe yükselmeye başladı. Ulak ise kendisine bir yer bulup iki büklüm oturduğu yerde anlatılanları bütün dikkatiyle hâfızasına nakşetmeye koyulmuştu. Anlatılanların bazıları anlatanlar tarafından yaşanmıştı, kimi de anlatanların işittiği yaşanmışlıklardı. O bütün dinlediği yeni hikâyeleri müsait saatte, kuşluktan önce kayda geçirmeliydi ve boş tomarı doldurarak böylece biricik eserini nihâyete erdirmeliydi. Hayata dair peşinden koşulabilecek, uğruna türlü olmazları olur kılabilecek her ne varsa, yazarın bu on dört hikâyeden müteşekkil eserinde bütün bunları ve daha fazlasını müşahede edebilmek pekâlâ mümkün!.. (Harun GEDİK)
İki mürekkep damlasından biri, diğerinin üzerine düştüğünde edip de son şiirini nihâyete erdirmiş, böylelikle gönlündekileri saman sarısı kâğıda nakşetmişti. Sonra oturduğu yerden kalkarak önündeki rahleyi odanın pencere duvarına bıraktı. Mumun aydınlattığı taş duvarlardaki titrek gölgeye aldırmaksızın kapıdan çıktı gitti. Mum, edibin ardından bir zaman daha titrek alevini karşıki duvarlarda raks ettirdiyse de çok geçmeden eriyip tükendi. Geride, dibinde erimiş halde biçimsiz, kısacık mum parçası ve etrafı firuzeyle kaplı, avuç içi kadar gümüş bir mumluk kalmıştı.
... işte saadet dediğimiz şey de zaten budur, bu hayattan zevk alabilmek kudretidir.
Sayfa 25·Kitabı okuyor

Himmet Dağlı

, bir kitabı okumaya başladı
Şevket Rado
8/10 · 3.675 okunma