Kitap boyunca tebessümlerle beraber tedirginlik duyar, en sonunda şu soruyla baş başa kalırsınız: Hangisi daha deli; kendi hayallerinde kaybolan bir adam mı, yoksa gerçekliği hayallerden ibaret bir toplum mu? Gogol bize şunu hatırlatıyor; akıl dediğimiz şey, bazen delilikten sadece bir adım uzakta olabilir.
Sayfalar bittiğinde aşkın mı daha büyük bir trajedi olduğuna, yoksa unutuluşun mu daha acı verici olduğuna karar vermekte zorlanırsınız. Bu kısa mektup aslında hepimize sorulmuş bir sorudur: Hayatımızın kıyısından sessizce geçen kaç insanın varlığından habersiziz? Zweig, bizi içimizdeki görünmez yaralarla tanıştırarak, kalplerimizi derin bir hesaplaşmaya çağırıyor.