Abim benden sık sık "Ankara'nın Taşına Bak" marşını çalmamı isterdi. Ben çalardım, o söylerdi. Sesi biraz detoneydi ama büyük coşkuyla söylerdi. Onun müziği danslar değil, marşlardı.
"İçinde bir şeylerin yırtılmaya başladığını hissediyordu. Tıpkı yırtılan bir tuvalin üstünden dökülüp rüzgârda toz olarak kaybolan boya parçaları gibi, onarılması mümkün olmayan bir yırtılma.”