Öğleden sonra, ofise gitmek üzere odasından çıktı. Wallace in reçelleri yerleştirdiği dolabı açtı. Raftan bir paket peksimet aldı, bir kavanoz bal seçti ve mutfak masasına yerleşti. Balın içinde, bir kaşığın açtığı çukuru gördü. Son kahvaltısını yaparken Anthony Walsh bırakmış olmalıydı bu izi. Babasını, onun oturduğu yere oturmuş, bu kocaman mutfakta önünde kahvesi, yalnız başına gazetesini okurken hayal etti. O gün ne düşünüyordu acaba? Babasının ölmüş olduğunu, belki de ilk kez fark etmesini sağlayan neden önemsiz gibi görünen bu ayrıntı olmuştu? Kimi zaman bir koku, kıyıda köşede bulunan bir nesne yitip giden birini anımsatmaya yeterdi insana. Bu kocaman mutfağın ortasında, belki yine ilk kez, nefret ettiği çocukluğunu anımsadı Julia.