Don Quijote
Cervantes hapishanede kaleme almış bu eseri. 1605-1615 yıllarında iki bölüm tutulan şövalye romanlarına yergi olarak yazmıştır. Eserimiz modern romanın da ilk örneğidir. Şövalye öykülerini okumaktan aklı karışmış yaşlı şövalye olan “Don Kişot”un atı Rosinate ve gerçekliğe bağlı uşağı Sancho Panza ile birlikte geçirdiği serüvenleri gerçekçi bir dille anlatıyor. Sevdiği Dulsinya, aslında fakir bir köylü kızıdır ama Don Kişot onu asil bir hanımefendi olarak görür. Yazar dönemin eleştirisini de bu aşk üzerinden anlatır. Dulsinya için saldırdığı yel değirmenleri dönemin çarkları, Dulsinya ise davasına verdiği isimdir. I. Cilt çok meraklı ve heyecanlı ilerlerken II. Cilt daha durağan ve yoğundu. Tekrar okunmalı diyorum. Çünkü romanın babası. Bunu biliyor musunuz ? Nazım Hikmet bu esere bir şiir bırakmış şöyle : Ölümsüz gençliğin şövalyesi
ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına,
bir Temmuz sabahı fethine çıktı
güzelin, doğrunun, haklının:
önünde, şirret, aptal devleriyle dünya,
altında mahzun, fakat kahraman Rosinant’ı.
Bilirim
hele bir düşmeyegör hasretin hâlisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, Don Kişot’um benim, yolu yok,
yeldeğirmenleriyle döğüşülecek.
Haklısın,
elbette senin Dülsinya’ndır en güzel kadını yeryüzünün,
sen, elbette bezirgânların suratına haykıracaksın bunu,
alaşağı edecekler seni
bir temiz pataklayacaklar.
Fakat, sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun,
sen, bir alev gibi yanmakta devâmedeceksin
ağır, demir kabuğunun içinde
ve Dülsinya bir kat daha güzelleşecek…
Nazım Hikmet
1947-Bursa Cezaevi
#okudumbitti #donquijote