Yokose gecesinde, havada tatlı bir serinlik varken, Kiku-san’ın sesi ve müziği hem zihinlerini hem yüreklerini ele geçirirken Toranaga aklının başını alıp gitmesine müsaade etti. Gyoko’nun yüzüne yayılan gurur dolu ışıltıyı hatırladı ve insanların hayret verici saflığına bir kez daha şaştı kaldı.
En kurnaz, en akıllı insanların bile genellikle sadece görmek istediklerini görmesi, en ince örtülerin altına bakmaya bile zahmet etmemesi ne kadar da tuhaftı. Bazen de gerçekleri görmezden geliyor, sadece görünüşte böyle deyip bir tarafa itiyorlardı. Ondan sonra da bütün dünyaları paramparça olduğunda, dizlerinin üstüne çöküp kendi karınlarını yarmak ya da gırtlaklarını kesmek zorunda kaldıklarında veya toplum dışında kalıp buz gibi bir dünyaya itildiklerinde saçlarını yoluyor, üstlerini başlarını yırtıyor ve karmalarına hayıflanıyor, kami’yi, kötü talihlerini, efendilerini, kocalarını, uyruklarını, kimbilir daha neleri ve kimleri suçluyor ama suçu asla kendilerinde aramıyorlardı.
Ne kadar da acayipti.