Auschwitz’de neler yaşandığını filmlerden ve belgesellerden biliyor ve bu yüzden de bu kitabı okumak için güçlü istek duyuyordum. Ne var ki bugüne değin, yolum da yüreğim de bir türlü kitapla kesişememişti.
İki gün içinde, neredeyse elimden bırakmamacasına okudum, bitirdim. İki yerde hüngür hüngür ağladım (spolier vermemek için ağladığım yerleri yazmayacağım).
Okuma esnasında, elisabeth volkenrath ve dr mengele gibi kitapta geçen bazı isimleri internette aratarak uzun uzun yüzlerini inceledim. İnsanların hayata iyi ve vicdanlı olarak başladığına inanan biri olarak, insanların nasıl bu denli hızla kötücüllüğe ve hatta vahşiliğe evrildiğini veya yaratılmış vahşete ayak uydurduğunu görmek işin açıkcası beni bir kez daha sarstı.
Bir anekdot: kitabın bir çok yerinde; 298. sayfada yazan “tarihin gördüğü en büyük ölüm fabrikası” denilen Auschwitz ve diğer kamplarda yaşananları yaşayan ırkın, bugün Filistin’e yaptıklarını sorgulamama neden oldu.
Sanırım bu sorguyu ölene dek sürdüreceğim, anlamaya çalışarak…
(Kişi isimlerini özellikle küçük harfle başladım, büyük harfi haketmiyorlardı.)