Yafalı ve Hayfalı büyük portakal çiftliklerine sâ-hip olmuş Yahudiler, yerli halkı kandırarak oraları ele geçirdikten sonra, portakal ticaretini Türkiye'den kaydırarak Avrupa merkezlerine çevirirken alışveriş yollarıyle dahi olsa İspanya ile muâmeleye asla iltifat etmemiştir. Gerçi İspanya topraklarında oldukça bol miktarda portakal bulunmakla beraber Yafa cinsini bulmak muhal idi ve İspanyollar bu mahsullere tâlip olsalar dahi, Yahûdi, bir zamanlar ırkdaşlarının engizisyoncu Katoliklerden görmüş olduğu zulmü asırlar geçmiş olmasına rağmen unutmamış ve kıyâmete kadar da unutmayacaktır.
Her fırsatta, hiçbir imkânı da kaçırmayarak, onu siyonizmin hizmetine tahsis eden Yahûdi, dünya hegemonyası peşinde, koşabildiği kadar, yorulmak nedir bilmez bir gayretle çalışmakta ve kendi ırkı hariç kim olursa olsun, iltifat etmemeyi ve dünyaya göz açtırmamayı şerîatinin ve ırkının gereği bilerek bunu asırlar sürmüş politikası ile âşikâr etmektedir. Belki aynı ihânet dolu siyâsetleri, kıyâmete kadar da devam edecektir.
İşte Yahûdinin ayaklarını sağlam bastığı ülkeler bundan hisselerini almıştır. Meselâ İngiltere, Fransa ve bilhassa Osmanlının onlardan en fazla zarar görmüş ülkeler arasında olduğu düşünülebilir. O Osmanlılar ki, Yahûdiye sanayide, sanatta, ticarette, içtimâiyatta¹ hatta siyasette yer vermiştir.
Amma iyilik nedir bilmeyen bu ırk, dişini tırnağını geçirdiği bütün ülkelere revâ gördüğü nankörlüğün belki en fazlasını Osmanlıya göstermekten geri kalmamış ve bilhassa onu bir siyaset dâhîsi olan pâdişâhından mahrum edebilmek için çevirdiği dolaplarla emeline ulaşmıştır.
Öyle ki, devletin en nâzik devrinde ülkeyi, Osmanlı tahtını işgal eden çağın en kudretli hükümdarı II. Sultan Hamid'den ayırmak yolunu bulmuştur. Ama şu da ne hazin bir gerçektir ki, dünya, siyonizmin