Harputlu

Türk düşmanı olduğu halde İngiliz şairi Lord Byron, Türk'ler hakkında şunları yazmıştır: «Türkler; ne iki yüzlüdür ne de yalancı... Kılıcı insafsız bir maharetle kullanan Türk eli, mağlup ettiği insanların yarasını sarmada da ustadır. Türk'ler, aralarında yaşattıkları birçok itikatsız insanı Avrupa'nın bir çok yerinde olduğu gibi ateşte yakmadılar. Onların dinlerine sadakatleri engizisyonsuzdur. Bu sadakati başka milletlere yüklemeyi düşünmediler.» | Yılmaz Boyunağa, Türk-İslâm Sentezi, Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975, s. 302.
Sayfa 302 - Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Türk'ü, onun bunun sözü ile değil, gözleriyle görüp tanımış olan Fransız yazarı Piyer Loti, Trablusgarb ve Balkan Savaşları sırasında, Bâtı alemi, Türk'lere Ortaçağ taassubu ile kin ve nefret iftiraları savururken, şöyle haykırıyordu: «Yanılıyorsunuz, bindiğiniz dalı kesiyorsunuz. Vahşi kuzey akınlarına karşı Batı medeniyetini Türk' ler müdafaa ediyorlar. Dünyada, tarihte Batıya ilk defa dinî ve içtimai müsamaha medeniyetini getiren Türk'lerdir. Türk'ler yakın doğunun en temiz, kuvvetli medeniyet unsurudur. Türk'lerin çekildikleri bütün yerlerde ne nizam ve ne intizam kalmıştır. Türk'ler batının muhtaç olduğu dostudurlar. Ağırbaşlılığı doğruluğu, cesareti kahramanlığı, asaleti seven Türk' leri de sever.» | Yılmaz Boyunağa, Türk-İslâm Sentezi, Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975, s. 294.
Sayfa 294 - Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, Türk'lerin, kendilerine mahsus orijinal bir sanatları vardır. Meselâ, Halife Mutasım devrinde Türk'ler için kurulmuş, Türk sanatı ile süslenmiş Samarra şehrinde bulunan eserler, İslâm âleminde görülmiyen özellikler göster mektedir. Bunlar Orta Asya'dan getirilmiştir. Arkeolog Sayın Ekrem Akurgal: «Samara şehrinde çıkan Türk sanat eserlerindeki süsleme ve (Meyilli yontma) tekniğinin, İslâm âlemine Türk'ler tarafından getirildiğini ispat etmiştir. Prof. Künhel (Alman) ve Erdmann; «İslâm sanatının en meşhur ve karakteristik bir örgesinin, arabeskin ilk ana şeklini Samarra'daki süsler arasında gördüklerini söylemişlerdir. Türk sanatının, Acem sanatının bir taklidi olmadığı, boyalarda bile orijinallik gösterdiği yine Strzygowski tarafından şöyle açıklanıyor: «Selçukluların, İran sanatı sahasında uzun müddet kalmalarına rağmen, bu sahada da, Türk tarzını muhafaza ettikleri, onların sarı ve kırmızı renkleri muhafaza etmeleri ile sabittir. Herkesce meşhur olan Selçuk halılarını, arasıra Selçuk hükümdarlarının da kabul ettikleri Güney hükümetlerinin nüfuzu altında ziynete kaçan şark halılarından ayırmalıdır.» Mısır'daki Tolon Oğlu Türk devletinin (868-905), Mısır'a yepyeni bir sanat götürmesi, Türk milletinin, orijinal ve kendine mahsus sanat anlayışına sahip olduğunu gösterir. Tolon Oğullarının Mısır'a götürdüğü yontma meyilli ağaç kaplamalar, tamamen Türk zevki ve Türk buluşuna aittir. Samara Türk şehrinde meydana çıkan eserlerin aynısıdır. Öz Türk sanatı olan Samarra sanatının; Alman Prof. Kühnel'in tâbirince «İslâm İmparatorluğunun stili olarak bütün Arap âlemine yayıldığını» biliyoruz. Türk sanatını iyice incelemiş Heinrich Glück'de; Türk sanatının, bir taklit sanat olmadığını yabancı sanatlardan ne derece faydalanmış olduğunu
Sayfa 289 - Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Osmanlılar zamanında da, âlim sanatkârlar, ve Türk padişahları tarafından korunmuş ve teşvik edilmişlerdir. Fatih Devrinde, Ayasofya medresesine müderris (Profesör) tayin edilen Ali Kuşçu, iki yüz akçe maaş almaktaydı. O devir için bu para pek çoktu. Türkistan'a gitmiş olan Ali Kuşçu'ya, günlük harcirah olarak bin akçe verilmiştir. Ali Kuşçu'nun, matematik, ve astronomiye ait önemli eserleri vardır. Fatih, yabancı âlimleri bile himaye etmiştir. Bunlardan biri olan Bizanslı Yorgi Amiruçi, yazdığı bir kasidede, Fatih'i şöyle över: «Öyle bir padişah ki, herkesten üstündür. Öyle bir hükümdar ki, bir eliyle silâhını tutuyor öteki eli ile ilmile meşgul oluyor. Yaşa, ey parlayan yıldız. Ey ışıklar dünyası güneş, ey ilimler âşığı padişah; yaşa, ey daima şiirler Tanrısı ile konuşan hükümdar. Şimdi benim dilimi işittiğin (sana bu dille hitabetti ğim) için şaşma. Birçok kimseler bu lisanı senin bilmediğini sanırlar. Yunanlılar'ın en iyi hükümdarı olduğunu ispat ettin. Senin idaren bizim için yabancı idare sayılmaz; (bize esir muamelesi etmedin) bizi esaretin boyunduruğundan kurtardın. Silah kullanmakta Eşil'e benziyen hükümdar, yaşa!» (Refik Ahmet Sevengil, Fatih Devrin de Âlimler, Sanatkârlar ve Kültür Hayatı). Osmanlı İmparatorluğu devrinde Matematik, Tip sahasında Astronomi ve Coğrafya sahasında ileri gitmiş pek çok büyük şahsiyet gösterilebilir. Akşemseddin, Ma'i-Kibrit-i Şerif adlı eserinde, otuz üç hastalığa iyi gelen ilaçtan bahseder. Altıncı - Zâde adlı bir hekim, idrar yollarının sonda ile tedavisini yapmıştır. Coğrafya sahasında Piri Reis, Seydi Ali Reis, Katip Çelebi, gayet önemli eserler yazmışlardır. Evliya Çelebi'nin Seyahatnâmesi, her bakımdan zevkle okunacak bir eserdir. III. Murad zamanında yaşamış Mahmud Bin Ali Sipahizâde, yazdığı eserin önsözünde,
Sayfa 285 - Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Türk hükümdarları da, ilmin gelişmesinde büyük rol oynamışlardır. Tarihçi Edouard Gibbon şunları söylüyor: «Melikşah her tarafta saraylar, hastahaneler, camiler, mektepler ve medreseler yaptı. Avrupalılardan 503 yıl evvel doğu astronomlarından mürekkep olarak topladığı bir heyet vasıtasiyle Güneş takvimini düzeltti.» C. Brockelmann; yazmış olduğu «İslâm Milletleri ve Devletleri tarihi, sayfa 163 te: «Melikşah'ın emriyle düzenlenmiş olan «Takvim-i Celali» doğruluk bakımından Greguvar takvi minden üstündür.» demektedir. Melikşah devrinde açılan Nizamiye medreseleri, bugünkü modern üniversitelere örnek olmuştur. Medresenin çalışabilmesi için, çeşitli vakıflar medreseye tahsis edilmişti. Medresenin yıllık bütçesi, bugünkü rayice göre, on milyon lira idi. Gazali ve Ömer Hayyam Selçuklulardan himaye görmüşlerdir. Anadolu Selçuklu sultanları da, ilmi ve san'atı himaye etmişlerdir. Selçuklu sultanlarının başşehri, âlimlerin türlü nimetlere gark oldukları kurtuluş yerleri olmuştur. Büyük mutasavvıf Muhyiddin İbnu'l Arabi, uzun zaman Konya'da yaşamıştır. Büyük düşünür Sadreddin Konevi (Konyalı), Büyük Mevlâna fikirlerini yayma kuvvetini Türk sultanlarının hazırladığı zeminden temin etmiştir. Pertev-Nâme adlı felsefe eserini yazan Şihabeddin Sühreverdi, Türk sultanı II. Kılıç Arslan'ın iltifatları ile teşvik edilmiştir. II. Süleyman Şahın İran şairi Za hir-i Faryabi'ye yazdığı bir kaside için şimdiki râyice göre iki milyon dört yüz bin Türk lirası beş cariye, beş köle, elli kat elbise, on değerli at, beş katır vermesi, Türk Sultanlarının ilim ve sanatı ne derece himaye ettiklerini gösterir. | Yılmaz Boyunağa, Türk-İslâm Sentezi, Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975, s. 284.
Sayfa 284 - Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih