Türkler daima vatanlarına saldıran düşmanlarla mücadele ederek yaşamışlar, bu devamlı mücadele yüzünden çok defa yurt içindeki kalkınmaya gereken zaman ve enerjiyi harcayamamışlardır. Türk milletinin bir başka talihsizliği de düşmanlarının ona karşı hep birleşerek saldırmalarıdır. En az bin yıldan beri süregelen ve genel bir isimle "Haçlı Seferi" dediğimiz bu ortak tecavüzler zamanımızda da kesilmiş değildir. Herşeye rağmen bugün memleketimizde istiklâl ve hürriyet içinde yaşıyorsak, bu nimetleri, vatanı bölünmekten korumak için kendilerini feda eden dedelerimize borçluyuz. Biz de çocuklarımızın refah ve saadeti için onlara hem bölünmemiş bir vatan bırakmalı. hem de kendilerine vatanın bölünmezliği ilkesini aşılamalıyız. Hun Türklerinin büyük hükümdarlarından Mete, milletini savaştan korumak için kendine ait herşeyi düşmana vermeye razı olmuş, fakat düşman ondan ufak bir kıraç toprak isteyince "toprak milletindir" diyerek savaşı kabul etmişti. Son savaşımız sırasında vatanın bölünmezliği ilkesine öncelik vermeseydik, şimdi Türkiye, Konya ve civarından ibaret kalacaktı, vatanımızla birlikte milletimiz de parçalanacaktı. Yabancı istilası ile parçalanan bir vatanın insanları yabancı kültürün tesirinde kalır ve kendisini ayrı bir millet yapan özellikleri kaybeder. Nitekim Türkiye, Kıbrıs Türklerinin vatanını korumamış olsaydı oradaki soydaşlarımız yakın zamanda dillerini ve dinlerini unutacaklardı.
| Erol Güngör, Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk, Yer-Su Yayınları, 1. Baskı: Aralık 2020, s. 117 - 118.