Harputlu

«Dünyada Türkler kadar ilme müştak, mütemayil ve ilmi mesailerde Türkler kadar çalışkan bir millet yoktur.» Venedikli Papaz (Abbé Toderini) | Yılmaz Boyunağa, Türk-İslâm Sentezi, Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975, s. 280.
Sayfa 280 - Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Türkler'in şehir plânları gayet mükemmeldi. Tabgaçlar, Hazarlar, Uygurlar, Oğuzlar yerleştikleri bölgeleri gayet güzel imar etmişlerdir. Gerek Hazar'da ve gerekse Uygurlarda ziraata önem verilmişti. Yer altından geçirilen kanallarla sulanan topraklarda çeşitli hububat yetiştirilirdi. Uygurlar'ın yaşadığı yerlerde kazı yapan Prof. Kozlof Türkler hakkında şöyle diyor: «Biz, Çin kaynaklarına bakarak Türkler'i göçebe bilirdik. Eğer Türkler, şu toprak üstüne ve gün ışığına çıkarılan şehirde oturmuşlarsa ki, oturmuşlardır. Onlar göçebe değil, tarihin pek erken çağlarında yerleşmişler, sokakları birbirini dik hatlarla kesen modern şehirler kurmuşlardır.» | Yılmaz Boyunağa, Türk-İslâm Sentezi, Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975, s. 279.
Sayfa 279 - Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Türkler, san'at alanında da, çağdaş milletlerin hayranlığını çekecek bir özellik göstermiştir. Daha bozkır medeniyeti dediğimiz çağdaki San'atı, her bakımdan çağdaşlarının hayranlığını celbetmiştir. Coğrafî şartlar dolayısiyle, yerleşik hayatı geçmeden evvel Türkler'in yapmış oldukları çadırlar, gayet güzel işlenmiştir. Portatif bir ev durumu gösteren çadır, ne soğuğu ne de sıcağı geçirir, içi, Türk kadının göznuru ile işlenmiş kilimlerle döşenirdi. Türk çadırı, başka milletler tarafından da örnek çadır olarak kabul edilmiş ve kullanılmıştır. At özengileri, koşum takımları Türk zevkini aksettirmekteydi. Türk hançeri ve kılıcı Avrupa'da aranan en değerli silâhlar olmuştur. Altın ve gümüş işlemecilikte, Türkler, en olgun seviyeye erişmiştir. Türk kırmızısı diye tanınan boya, Türk san'atının olgunluğunu gösterir. Nebati elyâf üzerine kök boyası ile parlak ve güzel kırmızı rengi işlemek, ancak Türkler tarafından yapılmıştır. Bugün, birçok ilmi araştırmalara rağmen, Türk kırmızısının terkibi öğrenilememiştir. | Yılmaz Boyunağa, Türk-İslâm Sentezi, Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975, s. 276.
Sayfa 276 - Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Türkler'de, ruh temizliği kadar, vücut temizliğine de önem verilmiştir. Prof. Geza Feher; Türk hamamlarının Bizans'a tesir etmiş olduğunu, hattâ, İmparatora mahsus, Çerge tâbir edilen, deriden yapılmış bir banyonun da, Bizans İmparatorunun beraberinde götürüldüğünü yazar. «Binaenaleyh, yıkanma kültürünün, Batıya nazaran, doğuda daha eski olduğunu unutmamalıdır ve Türk kültürünün, bu hususta da, Batiya tesir yaptığına hayret edilmemelidir.» der. Avrupa'nın, XVII. Yüzyılda yıkanmaya başladığı devirden çok önceleri, Türkler, su yolları ve hamamlarla bezedikleri şehirlere sahiptiler. Türkler, hayır kurumlarına da büyük önem vermişlerdir. Anadolu selçukluları devrinde kurulan bir çok vakıflar, kimsesizlere ve yardıma muhtaç olanlara tahsis edilmişti. Birçok hastaneler halkın hizmetine açıktı. Selçuk Türklerinde, develer üstünde taşınan ordu hastahanele ri bile vardı. Avrupa'da, ruh hastalarına canavar nazariyle bakılıp bu zavallılar işkenceler altında inletilirken, Türkler, ruh hastalarına, hasta nazariyle bakmışlardır. Ruh hastaları için hususi hastahaneler yaptırmışlar ve musiki ile tedavi yoluna gitmişlerdir. Bugünkü tıbbın kabul ettiği bu iyileştirme usulünün Türkler tarafından bulunuşu, Türk'ün şefkatini, zekâsım, tıp ilmindeki gelişmesini gösterir. 1205 yılında Kayseri'de yapılan hastahanenin bir bölümü, ruh hastalarına tahsis edilmiştir. 1470 yılında, İstanbul'da ruh hastaları için özel bir hastahane kurulmuştur. İtalyan ruh hekimi Mongeri Pere, Türklerdeki insanî görüşü şöyle aksettiriyor: «Bir memlekette insanlık, devletin halka gösterdiği ilgi ve hayır müesseselerinin bolluğu ile ölçülürse, İstanbul, Avrupa'dan üç asır önce bu insanî hareketin öncüsü olmuştur. Zira fakir ve âciz evleri, dinlenme yerleri, deli şifa evleri takdire değer bir bilgiyle
Sayfa 275 - Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Türkler'de, ticaret, çok eski devirlerdenberi görülmektedir. Orta Asya'da, Türkler, ipek yolundan başka, bir de, kürk yolu kullanmışlardır. Tüccarlar, Doğu ile Batı arasında devamlı olarak ticaret yapmışlardır. Selçuklular devrinde Türk esnaf loncaları Avrupa' ya örnek olmuştur. Bu gibi kurumları olmayan Avrupalılar Haçlı Seferleri sırasında lonca sistemini görerek benimsemişlerdir. Sigorta sistemini de Avrupalı'lar Türkler'den almışlardır. Avrupa'da, devlet ticareti himaye etmezken, Türkiye'de ticaret mallarını devlet sigorta etmekteydi. Zarara uğrayan malları devlet ödemekteydi. Cenevizliler ve Venedikliler Türkler'le ticaret yaparken sigorta sistemini öğrenip Avrupa'ya öğretmişlerdir. (Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, C: II, S. 234) | Yılmaz Boyunağa, Türk-İslâm Sentezi, Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975, s. 274.
Sayfa 274 - Yağmur Yayınları, 2. Baskı: 1975·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih