Türkler'de, ruh temizliği kadar, vücut temizliğine de önem verilmiştir. Prof. Geza Feher; Türk hamamlarının Bizans'a tesir etmiş olduğunu, hattâ, İmparatora mahsus, Çerge tâbir edilen, deriden yapılmış bir banyonun da, Bizans İmparatorunun beraberinde götürüldüğünü yazar. «Binaenaleyh, yıkanma kültürünün, Batıya nazaran, doğuda daha eski olduğunu unutmamalıdır ve Türk kültürünün, bu hususta da, Batiya tesir yaptığına hayret edilmemelidir.» der.
Avrupa'nın, XVII. Yüzyılda yıkanmaya başladığı devirden çok önceleri, Türkler, su yolları ve hamamlarla bezedikleri şehirlere sahiptiler.
Türkler, hayır kurumlarına da büyük önem vermişlerdir. Anadolu selçukluları devrinde kurulan bir çok vakıflar, kimsesizlere ve yardıma muhtaç olanlara tahsis edilmişti.
Birçok hastaneler halkın hizmetine açıktı. Selçuk Türklerinde, develer üstünde taşınan ordu hastahanele ri bile vardı. Avrupa'da, ruh hastalarına canavar nazariyle bakılıp bu zavallılar işkenceler altında inletilirken, Türkler, ruh hastalarına, hasta nazariyle bakmışlardır. Ruh hastaları için hususi hastahaneler yaptırmışlar ve musiki ile tedavi yoluna gitmişlerdir. Bugünkü tıbbın kabul ettiği bu iyileştirme usulünün Türkler tarafından bulunuşu, Türk'ün şefkatini, zekâsım, tıp ilmindeki gelişmesini gösterir.
1205 yılında Kayseri'de yapılan hastahanenin bir bölümü, ruh hastalarına tahsis edilmiştir. 1470 yılında, İstanbul'da ruh hastaları için özel bir hastahane kurulmuştur. İtalyan ruh hekimi Mongeri Pere, Türklerdeki insanî görüşü şöyle aksettiriyor:
«Bir memlekette insanlık, devletin halka gösterdiği ilgi ve hayır müesseselerinin bolluğu ile ölçülürse, İstanbul, Avrupa'dan üç asır önce bu insanî hareketin öncüsü olmuştur. Zira fakir ve âciz evleri, dinlenme yerleri, deli şifa evleri takdire değer bir bilgiyle