"Mutluluk; ne olduğuna, ya da kim olduğuna bakmaz. Hayata nasıl baktığına göre değişir. Hayata güzel bakıyorsan mutlusun. Mutluluk, her durumda ve şartta mutlu olmayı başaranındır.
Mutluluk; sahip olmadıklarının peşine düşüp, kendini harap eden insanların semtine uğramaz. Elindekilerle yetinen insanlarla olmayı sever.
Mutluluğu düşüncelerinizde asarsanız, onsuz bir yere gidemezsiniz!
Kadın, bilgeye umutsuzca bakar;
"Benim Allah'a bakacak yüzüm yok, çok hata ve günah işledim!" der.
Bilge kafasını iki yana sallar, kadının sözlerini reddeder;
"Ne kadar günahkâr olursan ol! Ne kadar isyankâr olursan ol! Samimi ve kararlı bir şekilde değişmeye başlarsan, geçmişin hiçbir önemi kalmaz!"
Artık ölüm gerçeği bütün hücrelerime kadar nüfus ederek benim ayrılmaz bir parçam olmuştu. Şunu çok iyi anlamıştım: sınava hazırlanan bir öğrencinin nasıl her gün düzenli çalışması gerekiyorsa, ölüme de öyle titiz bir şekilde hazırlanmalıydı. Ölümün hazırlığı ise elbette ki ibadetler ve güzel amellerdi.
Yüce Rabbim, kendisini seven ve kendi rızası için çalışan kullarının isteğini geri çevirir mi? Onun (C.C.) af ve merhameti o kadar fazla ki, bütün kulların günahı toplansa, onun affının bir damlası yapmaz. O samimi yürekleri, içten yakarışları, tövbe edenleri, hatta ve kusurları için gözyaşı dökenleri eli boş gönderir mi?
İyi de biz Allah'ın kitabını anlamak için hiç okumuyor, aksine anlamadığımız bir dilde üstününe ve esresine kadar tecvit kurallarına göre ezberliyor, ezberlediğimizi de öğretmenimize tekrar ediyor, ezberlediğimiz ayetlerde Allah'ın bize ne dediğini yine de anlamıyorduk.