Nereden geldiği ve nasıl başladığı meçhul bir kürk modası, İstanbul’un hemen bütün kadın tabakalarına yayıldı.
Bu moda, dedelerimizin ve ninelerimizin bildiğimiz kürkünü çevirip sırta geçirmek ve kurt veya goril gibi, iri cüsseli bir hayvana benzemek tuhaflığından ibarettir.
Kadınlar için hakikî cazibenin ezeli düsturu bize göre, daima şundan ibaret kalacaktır:
Çok konuşmamak ve yılışmamak.
Bence ilâhi başların pembe dudakları, her açılışta, dimağdan inen koca bir hamakat öküzüne yol veren bir kapı vazifesini görür. Bu itibarla bazı kadın başları, gerçekte, altın, elmas ve yakuttan yapılmış tiksindirici birer alıklık deposudur.
Yılışmamağa ve yüz vermemeğe gelince; bunun ehemmiyeti tasavvur edildiğinden büyüktür. Kadın gözünün karanlık ışıklarını üzerlerinde bir an durdurmağa muvaffak olamayan bedbahtlar, yani çirkinler ve geçkinler, kayıtsız ve şartsız bütün kadınlara toptan âşıktır.
Âşık, yüz bulmayan adamdır.
Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.