İlk kitap, ilk cesaret ve ilklerin ölümsüz tazeliği...
Evvela, eşime ve bana ayrı ayrı kaleme aldığın o zarif notlar için tekrar teşekkür ediyoruz. Çok mutlu ettin bizi... :)
Sanırım sana ilk mektubu ben yazıyorum ve şu an bir sürprizi bozmuş bile olabilirim, gönlü kalem tutan o güzel dostlara selam olsun :)
Henâ'larımız...
Gözümüzü hayata açtığımız ilk an öğrenmeye başladığımız; seslenmenin acılarının, çoğu kez asıl konuyu bastırdığıydı... Öyle de oldu... Annemize seslendik temizlik yapıyordu, babamıza seslendik maç izliyordu, ablamıza seslendik yabancı dizi izliyordu, öğretmenimize seslendik bizi azarlıyordu, arkadaşımıza seslendik kendisini duymaktan sağır olmuştu, kitaplara seslendik... Hayret o bizi duyuyordu... Hattâ o da nesi, duymakla kalmıyor halimize hüngür hüngür ağlıyordu... :)
Sonra sadede gelmeyi öğrendik, maksadın içinde kaybolan cümleler kurmayı, daha sade bir uslupla susmayı öğrendik...
Çoğu zaman haberci kuşun kanadına tutuşturduğumuz kağıtta hiçbir şey yazmıyordu. Çünkü seslenmenin kanatları, daha uçmadan yorulmuştu...
Ama Henâ, ilk anın coşkusuyla konuşmayı sürdürüyor...
Ki biz Henâ 'yı konuşmuştuk seninle, şöyle söyleyeyim o zamandan bu yana eserin dokusu öylesine serpilmiş ki, inanamadım bu yükselişe... Demek ki zamanın izafi oluşu, heybesindeki sonsuzluk nakışından...
"Suskunluk ilmi..."
"Heyecanıma sıtma tutar."
"Aşkın bendeki zamanı geçer."
Çok başarılı, kendi duruşunu kazanmış, cümleler, temiz iş çıkarmışsın derler ya hani :)
Bazı cümleler okuyucu da zengin bir dil, derin bir muhteva izlenimi bıraksa da, kelimelerin ağırlığı, akıp giden hissiyatı sekteye uğratabiliyor.
Okurken genelde altını çizmek istediğim cümleyi, unutmamak için hemen alıntılarım, neredeyse her cümleyi refleks olarak alıntılamak istedim. :)
Henâ'yı, İlyada'