Birer sigara içtik, sessizlik derinleşti. Gerginliğe dayanamazdı, kırılgan bir ruhu vardı. Pişmanlıklarla dolu kavgaları, geri dönüşü zor küskünlükleri, acımasız kahkahaları. Bütün bunlar o değildi.
Bütün bunlar benliğini törpüleyen hengâmelerdi. O mahzun bir tebessüm idi. Bir demet menekşe idi. Yuşa Tepesi'ne doğru tırmanan bir gölge. Mecrasını bulamamış, hangi denize döküleceği meçhul bir dere.
Attilä'nın ölüsü de, dirisi gibi milletlerin mukadderati ni değiştirmişti. Bunun için, aradan bin dört yüz bu kadar sene geçtiği halde hâlâ târih Sezar'dan ve İskender'den faz la onun adını anıyor ve hâlâ «Attilâ» nâmı, asırların arasın daki zaman uçurumlarını atlayarak bize kadar geliyor ve mâzînin karanlıklarında şaşaasından hiçbir şey kaybetme yerek, safi² ışıktan mamûl nûranûr bir âbide gibi gözleri mizin önünde parıldayıp duruyor.