Ahmet Haşim Delibaş

Ahmet Haşim Delibaş
@HasimDel
olan bitenin alacakaranlığında...
Varoluşçu Psikoterapi
9/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2023 12. kitabı
Kendi kuramının, kendi terapi metodunun, Varoluşçu Psikoterapi'nin muhteşem bir pratikleştirilişi ve kullanımı. Bu eserde Yalom, 10 hastasının anksiyete öykülerini anlatarak, onların yaşamlarındaki sorunların varoluşsal temellerini deşifre ediyor. Yaşamları bir şekilde büyük çıkmazlar içine girmiş bu insanların yaşamlarındaki problemler yüzeyde göründüğü gibi değiller... Bu problemlerin dayanakları varoluşun ta kendisiyle beliren, belki tanrısal diyebileceğimiz, kaçmak ve def etmek için çokça çabaladığımız, ama asla yakamızı bırakmayan varoluşsal sancılardır. 1) Ölümlülüğün farkında oluş 2) Bir tekinsizlik ve zeminsizlik kaygısı yaratan özgürlük 3) Ebedi yalnızlık 4) Hayatın belirgin bir anlamdan yoksun olmasına karşın bitmek tükenmek bilmeyen anlam arayışı Bu dört ana dinamikten beslenen Varoluşçu Psikoterapi, burada hastaların tedavisinde dönüştürücü ve çözücü bir teknik olarak kullanılıyor. "Psikoterapinin ana maddesinin, çoğu kez iddia edildiği gibi bastırılmış içgüdüsel yönelişler ya da trajik bir kişisel geçmişin iyi gömülmemiş kırık dökük parçaları değil, daima bu tür bir varoluş sancısı olduğuna inanıyorum. Bu on hastanın her biriyle sürdürdüğüm terapideki başlıca bilimsel varsayımım - ki tekniğim de bu varsayım üzerine kurulmuştur - temel kaygıların, insanların yaşamın acımasız gerçekleriyle yani varoluşun "verileriyle" başa çıkmak için harcadıkları bilinçli ve bilinçsiz çabalardan kaynaklandığıdır." Irvin Yalom… Ne peygamber rolü kesiyor, Ne de ayakları yerden kesik bir hayalperest. O, terapistken dahi insan, duygusal bir insan. Ama son tahlilde danışanını seven, iletişim kuran ve insan psikolojisinin ufkuna hayran olan bir terapist. Bir insan sevdalısı. Yalom'un okuduğum dördüncü eseri. Onu okumak, onun işaret ettiklerine dikkat kesilmek her zaman
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi ÖyküleriIrvin D. Yalom · Remzi Kitabevi · 20199,4bin okunma
Reklam
Psikoz Tanısı
Eski öğretmenim John Whitehorn, bana "psikoz" tanısının terapi ilişkisinin niteliğine bakarak konulabileceğini öğretmişti: eğer terapist, artık hastayla kendisini, hastanın akıl sağlığını iyileştirmek için birlikte çalışan müttefikler olarak algılayamıyorsa, hastanın "psikozlu" kabul edilmesi gerektiğini belirtmişti.
İlk izlenim son izlenim miydi?
Dan bu imaları algılamış ve kendi savunmasında Nietzsche'den alıntı yaparak, insanın biriyle ilk karşılaştığında onun hakkında her şeyi bildiğini, daha sonraki karşılaşmalarda ise kendini, kendi bilgeliğine körleştirdiğini söylemişti. Nietzsche benim için büyük önem taşır ve bu alıntı beni duraksatmıştı. Belki de bir ilk karşılaşmada korumalar iniktir; belki insan karşısındakine henüz ne tür bir kişilik giydireceğine karar vermemiştir. Belki de ilk izlenimler gerçekten ikinci ve üçüncü izlenimlerden daha doğrudur, Ama bu, bir diğer insanla ruhsal sohbetten çok uzak bir şeydir. Ayrıca, Nietzsche pek çok alanda bir kâhin idiyse de kişilerarası ilişkiler konusunda rehber olamazdı - ondan daha yalnız, daha yalıtılmış bir insan yaşamış mıdır hiç?
Sayfa 215·Kitabı okudu
Mutlak Yalnızlığın Panzehiri: Yakınlık
Elva bana dönüp gülümsedi ve birbirimize şefkatle baktık. Olağanüstü mahrem bir andı bu. Daha önce hiçbir hastamın yapmadığı bir şekilde bana her şeyini göstermişti. Ve ben her şeyi kabul edip daha da fazlasını istemiştim. Onu her köşeye kadar izlemiş ve yaşlı bir kadının çantasının hem bir yalnızlık hem de bir yakınlık aracı olabilmesine saygı ve hayranlık duymuştum: varoluşun ayrılmaz bir parçası olan mutlak yalnızlık ve yalnızlık gerçeğini değilse de korkusunu gideren bir yakınlık.
Sayfa 179·Kitabı okudu
Çocuğun Ölümü Sonrası Ebeveynlerin Yas Süreci
Penny'nin evliliğinin yazgısı ne yazık ki bir çocuk kaybeden ailelerde çok yaygındır. Araştırmalar, bir çocuğun ölümüyle gelen trajedinin bir ailenin fertlerini birbirine bağlayabileceği beklentisinin aksine, çocuğunu kaybetmiş pek çok ana babanın evliliklerinde geçimsizliğin arttığını bildirdiklerini göstermiştir. Penny'nin evliliğindeki olayların gelişmesi tipiktir: karı koca farklı - hatta tamamen zıt - tarzlarda yas tutarlar; çoğu kez birbirlerini anlamaktan ve desteklemekten âciz kalırlar ve her birinin yas tutuş tarzı etkin bir biçimde diğerininkiyle çatışarak sürtüşmeye, yabancılaşmaya ve sonunda da ayrılığa yol açar. [...] Genellemelerden her zaman sakınmakla birlikte, bu durumda klişeleşmiş erkek kadın tiplerinin çoğu kez geçerli olduğunu söyleyebilirim. Pek çok kadın, Penny gibi, kaybının tekrarlamalı ifadesini aşıp, yaşayanlarla, projelerle, kendi yaşamına anlam verebilecek her şeyle meşgul olmaya dönmek ihtiyacındadır. Erkeklere ise genellikle kederi (bastırmak ve ondan kaçınmak yerine) yaşayıp paylaşmaları öğretilmelidir.
Sayfa 169·Kitabı okudu
Reklam