Kendi kuramının, kendi terapi metodunun, Varoluşçu Psikoterapi'nin muhteşem bir pratikleştirilişi ve kullanımı. Bu eserde Yalom, 10 hastasının anksiyete öykülerini anlatarak, onların yaşamlarındaki sorunların varoluşsal temellerini deşifre ediyor. Yaşamları bir şekilde büyük çıkmazlar içine girmiş bu insanların yaşamlarındaki problemler yüzeyde göründüğü gibi değiller... Bu problemlerin dayanakları varoluşun ta kendisiyle beliren, belki tanrısal diyebileceğimiz, kaçmak ve def etmek için çokça çabaladığımız, ama asla yakamızı bırakmayan varoluşsal sancılardır.
1) Ölümlülüğün farkında oluş
2) Bir tekinsizlik ve zeminsizlik kaygısı yaratan özgürlük
3) Ebedi yalnızlık
4) Hayatın belirgin bir anlamdan yoksun olmasına karşın bitmek tükenmek bilmeyen anlam arayışı
Bu dört ana dinamikten beslenen Varoluşçu Psikoterapi, burada hastaların tedavisinde dönüştürücü ve çözücü bir teknik olarak kullanılıyor.
"Psikoterapinin ana maddesinin, çoğu kez iddia edildiği gibi bastırılmış içgüdüsel yönelişler ya da trajik bir kişisel geçmişin iyi gömülmemiş kırık dökük parçaları değil, daima bu tür bir varoluş sancısı olduğuna inanıyorum. Bu on hastanın her biriyle sürdürdüğüm terapideki başlıca bilimsel varsayımım - ki tekniğim de bu varsayım üzerine kurulmuştur - temel kaygıların, insanların yaşamın acımasız gerçekleriyle yani varoluşun "verileriyle" başa çıkmak için harcadıkları bilinçli ve bilinçsiz çabalardan kaynaklandığıdır."
Irvin Yalom…
Ne peygamber rolü kesiyor,
Ne de ayakları yerden kesik bir hayalperest.
O, terapistken dahi insan, duygusal bir insan.
Ama son tahlilde danışanını seven, iletişim kuran ve insan psikolojisinin ufkuna hayran olan bir terapist.
Bir insan sevdalısı.
Yalom'un okuduğum dördüncü eseri. Onu okumak, onun işaret ettiklerine dikkat kesilmek her zaman