"Bu yaklaşımın sakat tarafı, sonunda kendini insansız bir yaşamın içinde bulman. Belki de içindeki boşluk duygusu kısmen bundan kaynaklanıyor. Şöyle ya da böyle her ilişki bitmek zorunda. Ömür boyu garanti diye bir şey yok. Güneşin batışını görmekten üzüntü duyduğun için doğuşunu izlemekten zevk almayı reddetmek gibi bir şey bu."
"Bunu böyle söylediğiniz zaman çılgınca görünüyor, ama benim yaptığım bu işte. Yeni bir insanla tanışıp ondan hoşlandığımda hemen ona veda etmenin nasıl bir şey olacağını hayal etmeye başlıyorum."
Geçmişte bu yadsımasını kurcalamamıştım. Genellikle bir savunmayı, çözümden daha fazla sorun yaratmadığı ve yerine öne rilecek daha iyi bir şey bulunmadığı sürece baltalamamakta yarar vardır. Yeniden doğuş konusu bu duruma bir örnektir: ben şahsen bunu ölümü yadsımanın bir biçimi olarak görüyorduysam da, bu inanç Carlos'a (ve dünya nüfusunun büyük bir bölümüne) çok yardımcı oluyordu; bu durumda onu baltalamak şöyle dursun her zaman desteklemiş olup bu seansta da Carlos'a yeniden doğuşun tüm içeriğine tutarlı bir biçimde dikkat etmesi için ısrarda bulunarak bu inancına tekrar destek vermiş oluyordum.
Daha da fazla - onun mutluluk arayışının aynı zamanda benim arayışım olduğunu düşünüyordum. Aynı arayıştı bu, o ve ben aynıydık. Evrensel birlik ve egosuzluğa ilişkin Budist inancını harfi harfine alıyordum. Kendimin nerede bittiğini, bir başkasının nerede başladığını bilmiyordum.
Çünkü bir aşk saplantısı, benim kendi yaşamımdan da bildiğim gibi, iyisiyle kötüsüyle yeni deneyimleri engelleyerek yaşamın gerçekliğini emip tüketir. Gerçekten de terapi konusundaki köklü inançlarımdan çoğu ve psikolojik ilgimin en yoğun olduğu alanlar kendi kişisel deneyimlerimden kaynaklanmıştır. Nietszche bir filozofun düşünce sisteminin daima kendi otobiyografisinden doğduğunu öne sürer ve ben de bunun tüm terapistler için - hatta düşünce üzerinde düşünen herkes için - geçerli olduğuna inanıyorum.