Ahmet Haşim Delibaş

Ahmet Haşim Delibaş
@HasimDel
olan bitenin alacakaranlığında...

Ahmet Haşim Delibaş

, bir kitap okudu
9/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2023 10. kitabı
Byung-Chul Han
8.4/10 · 4.355 okunma
Reklam
acıların üstünü örten toplum
9/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2023 10. kitabı
Varoluşun merkezinde bulunan acı duygusunun, yükselen bir ivme ile yeryüzünden geri çekilişini izliyoruz. Fakat bu sahici bir geri çekilme değildir. Bir gizleme, örtbas etme girişimidir. "Palyatif" Latince "Palliare" kelimesinden gelir ve "örtmek", "gizlemek" anlamlarına gelir. Yani Palyatif Toplum, mütemadiyen üstünü kapayan, o hiç yokmuş gibi davranan bir histerik toplumdur. Bu özsel temanın, "acı"nın baskılanışı, onun bu sahte geri çekilişi toplum için büyük semptomlara yol açacaktır. İşte Byung-Chul Han'ın ele almaya çalıştığı problem de tam olarak budur: Palyatif Toplum'un "hezeyanları, yanılsamaları, semptomları nelerdir?", "davranış biçimi nedir, insan doğasına ne yönlerden aykırıdır?"; ve bu toplum "acının çekilmesiyle açılan boşluğu nasıl kapatmaya çalışmaktadır?" "Günümüzde her yerde algofobi, genel bir acı korkusu hâkim. Acı toleransı da hızla düşmekte. Algofobi sürekli-anesteziye yol açtı. Acı yaratacak her durumdan kaçınılıyor. Aşk acılarına bile şüpheyle bakılmaya başlanmıştır artık. Algofobi toplumsal alana da uzanır. Acı verici tartışmalara yol açabilecek çatışma ve fikir ayrılıklarına ve çatışmalarına giderek daha az yer verilmektedir." Algofobi, yani "acıya ve acı verici olan her şeye dair bir korku", günümüz insan yaşamında infilak etmiştir. Bir kere sevmek, değer vermek, önemsemek; bunlar acıyı garantileyen bir takım duygular ve eylemlerdir. Anlam verdiğin şey zarar gördüğünde sana acı verir. Doğası gereği vermelidir de. Palyatif Toplum'da aşk acısı geri çekilir, o yüzden sahici bir tür "sevme"nin varlığından bahsedemeyiz. Bu, günün sonunda bizi gerçek bir mutluluktan da alıkoyar. Eylemler sahteleşir ve donuklaşır. Oysa acı ve mutluluk, Nietzsche'nin deyişiyle "ikiz kardeşlerdir, birlikte büyüyen [...] ya da birlikte güdük kalan" Sürekli acıdan
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,355 okunma
Transhümanizm, Ölmemişlik Hayatı
Transhumanizmin amacı "yüce ve her yere yayılan" bir mutluluktur. Transhumanizm son insanı da geride bırakır çünkü o bile, Pearce'in muhtemelen diyeceği gibi, fazlasıyla insancadır. Can sıkıntısından aşırı derecede rahatsızlık duyar. Transhümanist can sıkıntısının da biyoteknik araçlarla giderilebileceğini düşünür. "Her ne kadar şu anda tahayyül gücümüz buna yetmiyorsa da birkaç nesil sonra can sıkıntısı hissetmek nörofizyolojik olarak imkânsız hale gelecek. Nietzsche 'tanrılar bile can sıkıntısına karşı nafile çabalar' demişti; ama biyoteknolojinin imkânlarını o zamandan tahmin edebilmesi mümkün değildi." Sürekli mutluluk içindeki acısız hayat artık insan hayatı olmayacaktır. Olumsuzluğun peşine düşen ve onu dışarı atan hayat kendini geçersiz kılar. Ölüm ve acı birbirine aittir. Acıda ölüm önceden hissedilir. Acıyı yok etmek isteyen ölümü de ortadan kaldırmak zorundadır. Ama ölüm ve acısı olmayan hayat insani bir hayat değil ölmemişlik hayatıdır. İnsan hayatta kalmak uğruna kendini ortadan kaldırır. Muhtemelen ölümsüzlüğe de erişecektir ama hayatı pahasına.
Sayfa 69·Kitabı okudu
Pandemiyle Sarsılan Liberalizm Temelleri
Özellikle sağ popülizm ve otokrasi günümüzde çok sayıda taraftar topluyor. Hayatta kalma toplumu olarak palyatif toplum zorunlu olarak liberal demokrasiyi gerektirmez. Pandemi koşullarında biyopolitik bir gözetleme rejimine doğru yol alıyoruz. Görünen o ki Batı liberalizmi virüs karşısında yenilgiye uğruyor. Pandemiyle mücadelede tek tek bireyleri odağa almanın gerekli olduğu düşüncesi hâkim hale gelecektir. Ancak bireyin bu biyopolitik gözetlemesi liberalizmin temel ilkeleriyle uyuşmaz. Hayatta kalma toplumu yine de hijyenik dispozitifin karşısında liberal ilkelerden vazgeçmek zorunda kalacaktır.
Sayfa 67·Kitabı okudu
Ötekine Yönelik Endişe
"Hayatlarından endişe ettiğim insanları sevdim." Ruh çıplaklığı, maruz kalmışlık, ötekine yönelik acı günümüzde hepten yok oluyor. Ruhumuz bizi ötekine duyarsız, duygusuz kılan bir nasırla kaplanmış gibi. Dijital kabarcık da bizi giderek artan bir şekilde ötekilerden ayırır. Ötekine yönelik belirgin endişe yerini tümüyle kendine yönelik belirsiz bir endişeye bırakır. Bu endişe yoksa ötekinin acısına açılan bir kapımız yoktur.
Sayfa 64·Kitabı okudu
Reklam