Varoluşun merkezinde bulunan acı duygusunun, yükselen bir ivme ile yeryüzünden geri çekilişini izliyoruz. Fakat bu sahici bir geri çekilme değildir. Bir gizleme, örtbas etme girişimidir. "Palyatif" Latince "Palliare" kelimesinden gelir ve "örtmek", "gizlemek" anlamlarına gelir. Yani Palyatif Toplum, mütemadiyen üstünü kapayan, o hiç yokmuş gibi davranan bir histerik toplumdur. Bu özsel temanın, "acı"nın baskılanışı, onun bu sahte geri çekilişi toplum için büyük semptomlara yol açacaktır. İşte Byung-Chul Han'ın ele almaya çalıştığı problem de tam olarak budur: Palyatif Toplum'un "hezeyanları, yanılsamaları, semptomları nelerdir?", "davranış biçimi nedir, insan doğasına ne yönlerden aykırıdır?"; ve bu toplum "acının çekilmesiyle açılan boşluğu nasıl kapatmaya çalışmaktadır?"
"Günümüzde her yerde algofobi, genel bir acı korkusu hâkim. Acı toleransı da hızla düşmekte. Algofobi sürekli-anesteziye yol açtı. Acı yaratacak her durumdan kaçınılıyor. Aşk acılarına bile şüpheyle bakılmaya başlanmıştır artık. Algofobi toplumsal alana da uzanır. Acı verici tartışmalara yol açabilecek çatışma ve fikir ayrılıklarına ve çatışmalarına giderek daha az yer verilmektedir."
Algofobi, yani "acıya ve acı verici olan her şeye dair bir korku", günümüz insan yaşamında infilak etmiştir. Bir kere sevmek, değer vermek, önemsemek; bunlar acıyı garantileyen bir takım duygular ve eylemlerdir. Anlam verdiğin şey zarar gördüğünde sana acı verir. Doğası gereği vermelidir de. Palyatif Toplum'da aşk acısı geri çekilir, o yüzden sahici bir tür "sevme"nin varlığından bahsedemeyiz. Bu, günün sonunda bizi gerçek bir mutluluktan da alıkoyar. Eylemler sahteleşir ve donuklaşır. Oysa acı ve mutluluk, Nietzsche'nin deyişiyle "ikiz kardeşlerdir, birlikte büyüyen [...] ya da birlikte güdük kalan" Sürekli acıdan