Çokboyutlu insanlaşma sürecini kavramayı mümkün kılan şeyler praksis'e dair, genetik, ekolojik, beyinsel, toplumsal ve ardından kültürel faktörler arasındaki muhtelif karşılıklı ilişkiler, etkileşimler, kesişimlerdir; en nihayet bu süreç, Homo sapiens'in ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bu da zaten bize insanlaşmanın sadece biyolojik ya da tinsel bir evrim değil, genetik, ekolojik, beyinsel, toplumsal ve kültürel eklemlenmelerin sonucu karmaşık ve çokboyutlu bir bünye oluşumu (morfogenez) olduğunu gösteriyor.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Homo sapiens'in muazzam bir sıçramayla doğadan koptuğunu ve güzelim zekâsıyla tekniği, dili, toplumu, kültürü ürettiğini düşünürken, tersine doğanın, toplumun, zekânın, tekniğin, dilin ve kültürün hep birlikte, birkaç milyon yıllık bir süreç içerisinde Homo sapiens'i ürettiğini anlıyoruz. İnsanın hüviyeti bulanıyor. Faber mi, socius mu?
Durmaksızın soğrulan, boşaltılan, reddedilen, telafi edilen, dönüştürülen düzensizlikle birlikte, toplumsal düzen de durmaksızın yeniden doğar. İşte, karmaşıklığın mantığının, sırrının, muammasının ve özörgütlenme teriminin derin anlamının ortaya çıktığı nokta burasıdır: Bir toplum durmaksızın kendini üretir, çünkü durmaksızın kendini yok eder.
Böylece toplum ve bireysellik hem zıt, hem tamamlayıcı iki gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Toplum belli bir çerçeve ve dayatma empoze ederek hem bireyselliği hor görüyor hem de kendisini ifade etmesini sağlayacak yapıları sunuyor. Toplum bireysel farklılığı kendi çeşitliliği için kullanıyor, çünkü böyle olmasa, farklılıklar rastgele doğa içinde dağılırdı. Aynı şekilde bireysel çeşitlilik de inkişaf etmek adına toplumsal çeşitliliği kullanıyor. Dolayısıyla, primat toplumları düzeyinde dahi toplumu basit bir çerçeve; bireyi de belli bir kalıba giren birim olarak koyamayız, zira çerçeve bireylerarası ilişkiler tarafından kurulur ve ne boş bir kalıp ne de onu dolduracak bireyler söz konusudur. Başka deyişle, ki bu temel bir noktadır, toplum ve bireysellik birbiriyle uyuşan iki ayrı gerçeklik değildir; çelişkili fakat tamamlayıcı bir biçimde, bireyin ve toplumun bir yandan birbirlerini engellerken bir yandan da inşa ettikleri bir ikili sistem söz konusudur.