Gruptaki beyin gücüne hayrandık ve genel anlamda bilginin nasıl kullanıldığına dair sorgulama çabalarını destekliyorduk, ama WikiLeaks kendini asla bir ideolojiye karşı diğeri veya bir devlete karşı diğerinden yana mücadele eden bir örgüt olarak görmedi. Örgütün içinde, çok geniş bir felsefeler ve görüşler yelpazesine sahiptik; tıpkı her örnekte ve her yerde, gerçeğe düşman olan hasımlara sahip olduğumuz gibi. İş gelip de, güvenlik örgütleri ve hükümetlerin faaliyetlerine dayandığı zaman (bize sızdırdığımız belgeleri değiştirmek konusunda çok düşmanlık getirecek bir olgu) hiçbir şeye saygımız yoktu; neyin "kamusal çıkar" için neyin tersi olduğunu yargılayacak olanın sadece tarih olduğunu hissediyorduk.
Yeni materyal bize doğru akmaya başladı; bunun yaratabileceği değişimi görebiliyordum. Dünyayı kırıp içini açıyor ve yepyeni başka bir şeyin çiçeklenmesine firsat veriyorduk. Gene de, en baştan itibaren, hangi alanda mücadeleyi yoğunlaştırmak gerektiğini anladık; en büyük, en kalıcı mücadele, gazetecileri, düştükleri uyuşukluk, ilgisizlik batağından çıkarmak olacaktı. Tüm bu yeni soruşturma hatlarını, adalete giden bu yeni güzergâhları açıyordunuz, ama onlar gene de omuz silkmekle yetinip bu materyali işleyecek zamanları olmadığını söyleyebiliyorlardı. Korkunç bir düş kırıklığıydı.
Karşılarına dikilen her kişi ya da örgütün, ya mahkemelerde ya istihbarat ajanlarınca veya basın eliyle işi bitiriliyordu. Ben onlara karşı hazırdım. Benim bile varlığından haberdar olmadığım bir noktaya değin kaynakları korumak için teknoloji ve kriptografi kullanmanın yönteminde adamakıllı bilenmiştim. Aktivist deneyimimiz ve güçlünün iktidarını elinden alma kararlılığımız vardı. Ofislerimiz yoktu, ama dizüstü bilgisayarlarımız ve pasaportlarımız vardı. Farklı ülkelerde sunucularımız vardı. Muhbirler açısından dünyanın gelmiş geçmiş en güvenli platformu olacağımızı biliyorduk. Gereken inisiyatife ve cesarete sahiptik. Felsefemiz vardı. Oyun başlasın. 4 Ekim 2006'da WikiLeaks.org sitesini kaydettirdim. Sanırım, sıradan yaşantımın, tabii eğer sıradan bir yaşantım olduysa, bir daha asla eskisi gibi olmayacağını biliyordum.
Çoğu kurumun adamakıllı içine girdiğinizde, bunların iktidar ve kayırmacı ilişkiler içinde yüzdüklerini ve kendilerini pazarlamayla savunduklarını görürsünüz. Öğrendiğim üzere, çoğu organizasyon inkâr etse de bu, bana dünyanın temel bir gerçeği gibi görünüyor. İster Kenya hükümeti olsun, ister Julius Baer Bankası, hepsi kendileri için çalışır ve onlardan kazanç sağlayacak ve onları donatacak bir akıllı insanlar ağı inşa ederlerken, sıradan insanlar kendilerinin aleyhine olacak durumlar içinde bırakılır. Yeniyetmeliğimden beri, birbirini kayıranlardan oluşan gruplarla karşı karşıya kalmıştım ve onları buna teşvik eden unsurları anlıyordum.