Cengiz Aytmatov un okuduğum üçüncü kitabı " Cemile " Cemile’nin dünya çapında bir başyapıt olarak kabul edilir bunun nedeni arkasında edebi bir "keşif" hikayesi yatmasi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktir. Kitabı ilk keşfeden kişi, Louis Aragon’un eşi, aslen Rus kökenli olan yazar Elsa Triolet’dir. Elsa, bir Sovyet dergisinde rastladığı bu genç Kırgız yazarın hikayesinden öylesine büyülenir ki, kitabı hemen eşi Aragon’a okutur ve tavsiye eder.
Eşinin bu tavsiyesiyle sarsılan Aragon, eseri Fransızcaya bizzat kazandırır ve 1959 baskısına yazdığı o meşhur önsözde şu tarihi cümleyi kurar:
"İşte burada ilan ediyorum. Benim için bu, dünyanın en güzel aşk hikayesidir. Shakespeare’in Romeo ve Juliet’inden bile daha güzel"
Bilindiği üzere Cengiz Aytmatov Kırgızlı bir yazardır ve eserlerinde doğa, insan etkileşimleri / ilişkileri olmazsa olmazdir. Bu eserinde de yine bir Kırgız koyunde doğasına , toprağına , insanına , savaşına ve savaşla gelen özleme ve acıya şahitlik ediyor ve hissediyoruz. Köy yapısı ve gelenekler içinde kadının yeri ve rolü dikkat çekiyor. Hele de bir eşi savaşa gitmisse kendisinden ne beklenir sorusu önem kazanıyor.
Daniyar ve Cemile aşkı... Bu yapı işinden anlamaya calisiyoruz ikisinin aşkını . Üzerinde duracagimiz Cemile ne yapmalı yahut yapmamalı sorusu olduğunu düşünmüyorum. Keza burasi da konusulabilir ancak bende hissettirdigi duygusal yankı başka.
Bu duyguyu başlatan yer Daniyar at arabasının üzerinde türkü söylemeye başlamasiyla başlayan farkindalik ve dönüşüm. Daniyar o kadar büyüleyici bir şekilde türküyü söyledi ki sesi ile dağın taşın toprağım canların sesi oldu Cemile ve Şehidin yüreğine işledi ve hatta öyle bir işlemeydi ki Seyit bir daha eskisi gibi bakamadı hiçbir şeye. Doldukça doldu,taşmak istedi, taşacak yer aradı. Peki Daniyar Seyitte ne