Mihail, yoksulluğun ve aşağılanmanın bir insanda açtığı iç yarayı anlatan bir kitap. Açlıktan çok, anlaşılmadan yaşamanın insanı nasıl yorduğunu gösteriyor.
Mihail acıya alışmış ama sevgiye alışamamış biri bu yüzden iyilik bile ona tehdit gibi geliyor. Okurken yer yer Mihail’e kızdım kendini sabote ettiğini düşündüm ama empati kurunca anladım ki toplum tarafından anlaşılmamış ve aşağılanmış bu yüzden Adrien’in sevgisine direniyor. Acıma duygusunun getirdiği bir sevgiyi istemiyor bu ona borç gibi geliyor.
Kitabın başlarında beni rahatsız eden şey ise Adrien’in neredeyse kendini Mihail’e adaması ve bunu onu gördüğü andan itibaren yapması. Bu orantısız sevgisi Mihail’i rahatsız eden o “acıma” hissini besledi.
Okurken düşündürdü, bitirdikten sonra ise duvarı izletti.
Ben genel olarak kitabı çok sevdim, birçok yerin altını çizdim yazarla tanıştığım kitaptı diğer eserlerini de mutlaka okuyacağım.
Pek çokları bizimle uğraşacak elbet, çünkü basit insanların en büyük zevki, başkalarının işine burnunu sokmaktır. Siz sakın sezdirmeyin onlara bir yaram olduğunu, yoksa hemen koşup ellerini daldırırlar bu yaraya. 
Yoksulluk ve acı insanı içten kılar. Ben daha da ileri gidip, acı çekmenin insanda sevinç yarattığını söyleyeceğim. Kolayla elde edilen mutluluğun kırılganlığı, alın teriyle tadılmamış hazzın bayağılığı, Narkissos gibi, cıvık bir duygusallıkla kendine hayran olma sinirlerimizi yorar, insanı yaşamın asıl insani değerlerinden yoksun bırakır, büyük acılarla karşılaşmamış insanlara özgü tek yanlı yaşam kaynaklarını kurutur. 
Şimdi artık ne kusursuz olması gereken davranışlarımı gözleyecek, ne de o düzmece hayranlıklarını elde etmekte kullanacağım bilgiler için beni pohpohlayacak kimse var çevremde.