**Hayatın bir bölümü gitti, savaş aldı bizden, hayatımızı çaldı; tektar nasıl bulacağız şimdi?
**
İlk bakışta savaş sonrası eve dönen bir adamın hikayesi gibi duruyor ama aslında anlatılan şey bu adamın kendi benliğine geri dönememesi.
Ana karakterimiz doktor olan Hans Birinci Dünya Savaşı sona erince evine dönüyor. Biz de kitap boyunca onun gerçeklik duygusunu yitirip yabancılaşmasını okuyoruz. Ortada bir değişimden çok, bir silinme hissi var. Savaştan önce kim olduğu belli: bir doktor, bir eş, toplum içinde bir yeri olan biri. Ama savaştan sonra aynı hayata dönse bile o hayatla bağ kuramıyor. Dışarıdan bakınca her şey yerli yerinde; içeride ise hiçbir şey eskisi gibi değil.
Bu kopuş en çok duygularda kendini gösteriyor. Hans’ın en belirgin hali, hissedememesi. Sevmesi gereken yerde sevemiyor, şüphe duyması gereken yerde bile o duygu tam oluşmuyor. Her şey yarım.
Sanki kendi yaşamını yaşamıyor, izliyor. Bu durum, travmanın yarattığı bir tür kopuş gibi.
Sonlara doğru karakterin o bunalımını, kimlik sorgulamasını tamamen hissediyorsunuz. Karakterin zihniyle birlikte sizinki de karışıyor tabii, ben de ne okuduğumu sorguladım bu bölümlerde :)
Akıcı bir okuma olmadı fakat bana çok gerçekçi ve çarpıcı geldi. Bu tarz monologları okumayı seviyorsanız bir şans verebilirsiniz.