LAVİNİA
Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.
Siz, saatleri yaşadınız. Zamantaşlarını. Niceldir saatler. Adsızdırlar. Renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar.
Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustosta bile Marta gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. Günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
Siz, saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım.
"Şiir, yıldızlar arası çatışmanın dingin karmaşasından yıldızlara ev sahipliği yapan gökyüzünün başlangıcına, ısısını yitirmiş güneşlerin çarpışmasından karanlık boşluklardaki bulutsu yıldız kümelerinin alevlenmesine kadar muhteşem bir ritimle salınıyordu; tüm bunların arasında, gezegenlerin çığlıkları ve güneş sistemlerinin çarpışmasının arasında da bir adamın cılız ve tiz sesi, gökyüzünde durmadan mekik dokuyan gümüş renkli bir uzay aracı gibi kesintisiz ve belli belirsiz, huysuz ve yakınan bir cıvıltı gibi işitiliyordu."