Sakar, kısa ama insanı gerçekten etkileyen bir kitap. Gerçek bir olay olması ise etkisini daha çok arttırıyor. Küçük bir kız çocuğu olan Diana’nın “sakar” diye etiketlenip aslında yaşadığı zorlukların görülmemesini anlatıyor. Toplu bir ihmaller silsilesi: sistemin, adaletin, ailenin..
Kitabın en çarpıcı yanı, kimsenin tamamen duyarsız olmaması. Öğretmenler fark ediyor, kurumlar bir noktada devreye giriyor, sorular soruluyor… ama yine de bir şeyler eksik kalıyor. Şüphe var, sezgi var, ama kesinlik arayışı ve sistemin yavaşlığı müdahaleyi geciktiriyor.
En üzücü tarafı da Diana’nın kendini suçlaması. Yaşadıklarını “ben sakarım, benim yüzümden oluyor” diye düşünmesi insanı gerçekten etkiliyor. Bir çocuğun bunları hak ettiğini düşünmesi dünyanın en acı verici olayı…
Kısaca kitap, küçük bir çocuğun nasıl sessizce yalnız bırakılabildiğini ve bazen fark etmenin tek başına yetmediğini anlatıyor. Bitince insanın aklında uzun süre kalan bir hikaye.
Bazen “her şeyi bırakıp küçük bir kitabevi açsam mı?” diye düşünürüz ya… işte bu kitap tam o hayalin kitabı
Benim sürekli gittiğim bir sahaf var.Kitabı okurken hep orada oturuyormuşum gibi hissettim; kendimi bulduğum, sakinleştiğim o yer aklıma geldi. İyi ki varsınız sahaflar
Bazen hayatın hızına yetişmeye çalışırken kendimizi tamamen kaybediyoruz. Hyunam-dong Kitabevi, tam da bu noktada durup nefes almayı hatırlatan bir kitap. Büyük olaylar ya da sürükleyici bir aksiyon beklemeyin; bu hikâye daha çok içsel bir yolculuk.
Yeongju’nun kurumsal hayatı bırakıp küçük bir kitabevi açmasıyla başlayan süreç, aslında “gerçekten ne istiyorum?” sorusunun peşine düşmekle ilgili. Kitabevine gelen her karakter, modern insanın farklı bir yorgunluğunu yansıtıyor.
Dili sade, temposu yavaş ama etkisi derin. Özellikle son zamanlarda kendini sıkışmış hissedenler için iyi gelebilecek bir kitap.