Malcolm Gladwell’in David and Goliath kitabı, güçlü gibi görünenlerin aslında dezavantajlı, zayıf gibi görünenlerin ise avantajlı olabileceğini savunur. Hikâyeler çarpıcıdır; küçük David’in dev Golyat’ı alt etmesi gibi. Ama ben bu anlatının arkasındaki hakikate başka bir yerden bakıyorum.
Evet, dezavantajlı koşullarda başarıya ulaşmış insanlar vardır. Yok değil. Ama bu örnekler istisnadır. Gladwell’in yöntemi genelde şudur:
• Bir uç başarı örneği bulur,
• Onu dramatik biçimde anlatır,
• Sonra da “bakın bu bir modeldir” diye sunar.
Ama bu model, geniş kitlelerin yaşadığı çetin hayat mücadelelerinin temsili değildir.
Bugünün dünyasında:
• Rekabet acımasızdır,
• Algoritmalar fırsatları sınıfa göre dağıtır,
• Sistem, çoğu zaman zayıf olanı un ufak eder.
Ve gerçek şudur:
Herkesin kendi taşını fırlatabileceği bir sapanı yoktur.
Bazıları doğrudan devin hizmetine doğar.
Ya “Ters U” Teorisi?
Gladwell’in kitapta sıkça başvurduğu bir başka anlatı da “Ters U Teorisi”dir.
Yani: “Her şeyin bir eşiği vardır; azı fayda etmez, ortası ideal, fazlası zarar verir.”
Disiplin, para, okul mevcudu… Hepsini bu eğriyle açıklamaya çalışır.
Bu teori, ilk bakışta anlamlıdır. Hatta Aristo’nun “altın orta” fikrini, ekonomideki “azalan marjinal fayda” kavramını andırır. Ama burada da bir sorun var:
Bu eğri herkes için aynı değildir.
Bir çocuk için 1000 lira “fazla para”ysa, başka bir çocuk için hâlâ “eksik kahvaltı”dır.
Disiplinin fazlası kimi yerde şımarıklık doğurur, kimi yerde hayatta kalmak için zorunlu hale gelir.
Ters U eğrisi, sanki herkes eşit başlamış gibi konuşur. Ama gerçek hayat böyle değildir. O eğrinin dışında, kırık dökük yollarda yürüyen milyonlar vardır.
Gladwell’in niyeti belki iyidir: