Çabuklu kitabı biri Uzam diğeri de Kötülük olmak üzere iki ayrı kısımda incelemiştir. Yazar bu iki başlığı değerlendirdiği yazıları aynı zamanda farklı dergilerde yayınlamıştır, yazıları daha değerli yapan ise yazarın yaptığı incelemeleri değindiği yerleri kaynakça olarak her denemesinin sonunda belirtmesidir. Hatta öyle ki bazı yazarlara değinirken o yazarları daha verimli kılacak bazı okumalarda önermektedir. Aslında kitabın her bölüm üzerine ayrı bir okuma yapmak gerekir Çabuklu'nun diğer kitaplarında da aynı durum mevcut. Her denemesi kendi içinde başka denemelere, yazılara, yazarlara yönlendirir ve farkındalık yaratır. Çabuklu denemelerinde genelde değindiği konuların evrimini illaki bir iki cümleylede olsa belirtir. Nerden nereye ,neydi ne oldu, şuan ne.. Çabuklu'yu okurken bu sorular cevap bulur genelde.
Kitapta modernliğin öteki’si ile postmodernin dönüştürdüğü öteki kavramını uzam ve kötülük bağlamında değerlendiriyor. Çabuklu’nun kitapta vurguladığı şudur: Esas olan “öteki”yle yüzleşmek değil, kendi içimizde barındırdığımız “ötekiyle yüzleşebilme cesaretini gösterebilmektir. Dışsallaştırdığımızı içselleştirmeden, ikili karşıtlıkların “katı, keskin sınırlarını” muhafaza ettiğimiz sürece, tekinsizin içimize zerk ettiği korku devam edecektir (özellikle çabuklu kadının 'tekinsizliğinide' dem vurmadan geçmiyor kitapta. zaten çabuklu eril bakışa hep tepkisini koymuştur). Yakın bir geçmişte, Avrupa’daki gettolarda yaşayan yoksul ve göçmenlerin, göz ardı edilip bastırılmış olmaktan ötürü kendiliğinden patlak veren isyanını bu doğrultuda düşündüğümüzde, yazarın ısrarla altını çizdiği sorun daha anlamlı gelecektir. “Kötülük” bölümündeki denemeler de benzer bağlamda ele alındığında, “Uzam”daki denemelerle bir bütünlük arz eder.
Kitabın beni en etkileyen kısmı