O gidince hayatlarınızın yabani bitkiler gibi yıllarca birbirine doğru büyüyüp iç içe geçtiği yeri, bu müşterek alandaki şahsi hikayeni, yani onun yanındaki seni de kaybediyordun. Karşılıklı oturduğunuz masaları kaybediyordun mesela. Sadece ona anlatacağın şeyleri kaybediyordun.
“Ağla Kasap!” dedi bana. “Neye ağladığını bilmesen de ağla oğlum. Gözyaşı insan külüdür, ağla, mum ağlamazsa alev gülmez!” Ağladım ben. Herkes dönüp bakıyordu, âr edip saklanmaya çalıştım, “Utanma!” dedi, “Ağlayamadığın gün utanırsın, bugün değil.” Rahat rahat ağladım o zaman...