Artık kelimelerimin kifâyetsiz olduğunu görüyorum.. Her sözün, kul sözü olduğunu, noksanlığından biliyorum. Dışımdaki sesleri susturduğumda zihnimdeki kalabalıkla başbaşa kalmak yerine, kalbimin kısık ve cılız sesini duymakta zorlanıyorum. O kadar âciz ve o kadar zâîf bir hâle gelmiş ki, zamanla kısılan sesinin dahi farkına varamadığımı idrâk ediyorum. Başını eğmiş kuru gül dalı artık tekrar eski hâle gelemez diyorum. Onun sonu bir muzahrafâttır. Fakat kendimi bir çöp gibi hissettiğim şu anda, Allah'ın kuru odundan meyve yarattığını hatırlıyor ve susuyorum. Rahmetten ümit kesilmez diyorum. Lâkin umudumun cılız kollarıyla bir ipe sarılmaya çalışıyorum. Say ki cephede vurulmuş yaralı bir askerim, yere yığılıyorum. Dermânım kalmıyor. Olduğum yere çökerken hayatımın gözümün önünden bir film şeridi gibi geçtiğini görüyorum. O kadar çekilen acı ve elemin, diye soruyorum kendime, ne kadarı Allah içindi? Baksanıza, bir fâni dünyâ uğruna zâyi olup gidiyor hüzünler bile.. Allah bizi affetsin.
Bazen hayat yorar insan,
Şarkılar yorar,
Beklemek yorar,
Özlemek yorar,
Affetmek yorar,
Hoş görmek yorar,
Boşvermek bile yorar,
Ve insan susar..
Herkese ve herşeye rağmen,
Elinden gelen tek şeyi yapar,
Bağıra bağıra susar...