Geçmiş ve gelecek arasında duygusal bir köprü kuran bu eser, beni çocukluğuma götürdü.Gerek dil gerek kurgu açısından önemli bir merhaleye gelen yazar, eser boyunca sizi sıkmadan yol göstermektedir.Köy hayatının nostaljik kokusunu size hatırlatan yazar, çok derin bir konuya parmak basıyor.Sürgün Gelin, içimizdeki çocuğu öldürmeyen bir kesime umut ışığı veriyor.Romantik bir anlayışla ilerleyen eser, duygusal iniş çıkışlar ile yüreğimizi diri tutuyor.Diger yandan içindeki melodram ile okuyucuya popülist bir eser olmadığını fısıldıyor.Yine yüreğinize geçirilmiş dikenli bir tel gibi acı ve hüznü birlikte işliyor.Türk köylüsünü gerçekçi bir anlayışla ele alan eser, geçmişin koridorlarında umuda yeni bir yelken açıyor.Ayrica dönemin dil özelliklerini, Kastamonu ağzini, köye ait deyim ve atasözlerini bazen imgelerle bazen sade Türkçe ile dile getiren yazar, akıp giden bir dil anlayışı ile kimi zaman Ömer Seyfettin'i kimi zaman kimi zaman Sait Faik' i anımsatıyor.Toplumun en kritik noktalarını pervasızca dile getiren yazar, kimseye sözcülük etmemektedir.Yazarin diğer eserleri içinde de farklı bir konumda olan bu eseri, umarım edebiyat dünyasından beklenen ilgiyi görür.Çok yakın dostum olan değerli Mümtaz Hocam' a Türk kültürünü yaşatma arzusu ile yazmış olduğu bu eser için çok teşekkür ediyorum.
Gerçek ve kurmaca dünyanın sınırları arasında dolanan bir düş görücüdür Uzun İhsan. Romanlar onun düşünün ürünüdür. Onunla Puslu Kıtalar Atlası’nın girişinde tanışırız: “Uzun boyundan ötürü ona Uzun İhsan Efendi derlerdi ... Arap İhsan yeğenine uzun uzun baktı: Yumuşacık kuştüyü döşeklerde yatan bu adam sözümona Frenk kâşiflerine özenip bir mapamundi, Kaftan Kafa bir dünya haritası yapma sevdasına kapılmıştı. Ne var ki bu miskin yeğen, değil dünyanın haritasını yapmak, dünyanın onda birini dolaşacak tıynette olamazdı ... Arap İhsan bir yandan horlayıp bir yandan da salyalarını akıtan yeğenine şunları söylüyordu: ‘Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan ... Gülleri bülbülleri göremeyip gün boyu evde oturan bu adam dünyanın kendisini hiç görebilir mi?’ “Uyanıklar âlemindeki dayısı ona bunları söylerken Uzun İhsan Efendi ise düşünde muhteşem bir korsanı görüyordu ... Bu muhteşem korsan, dayısı Arap İhsan’dı.” (ss. 21-22) Arap İhsan’ın yanıldığını aşama aşama görmeye başlarız. Gerçekten de uyku halinde olan biri vardır. Hatta bu kişi bir anlamda yazarı temsil eden Uzun İhsan’ın ta kendisidir. Ancak o, yaşadığımız dünyayla roman dünya arasında bir yerde uyur haldedir. Onun düşleri Arap İhsan’ın yaşadığı (ve Uzun İhsan’ın kendisinin de aynı anda içinde bulunduğu) dünyanın uyanıklık halidir. Düşe yatarak bir “mapamundi” yapma sevdası boş değildir. Hatta yapmak değil, var etmek ya da yaratmak demeliyiz. Arap İhsan ve diğer kahramanların var olmasının koşulu onun düş görmesidir. Düş-gerçek ve varlık düzlemleri arasındaki bu gidiş gelişin sınırlarını belirlemek kolay değildir. Bunun nedenlerinden biri romanın, gerçekçi romanların aksine modernizmin ilkelerini takip etmeyişidir: Sorunsallaştırma bir sonuca bağlanmaz. Diğer bir nedense, bu tip romanların yazarlarının metin ve okurla