Bazen ardıma dönüp baktığımda “Ne yaptım ben?” diye sorguladığım zamanlar oluyor.
Tek bir cevaba çıkıyor tüm düşündüklerim.
Oyun oynuyorum ben sadece oyun!
Bir çocuk masumiyetiyle kumdan kaleler yapmışım sahilin dibine.
Yıkılacağını bile bile…
Her bir insan bir kum tanesi koymuş ‘kale’me,
Her biri ayrı bir iz bırakmış ‘kale’mde,
Her bir kale farklı olsada bir dalgayla yıkılıvermiş hepsi.
Ben yine tüm çocuksuluğumla yeniden yapmaya başlarken bu sefer,
Bazen sadece yıkılışından zevk aldığım için yapmışım.
Bazense dalga gelmeden ben yıkmışım.
Bazısını korumuş, önüne setler çekmişim ama nafile…
Aslında beni de alıp götürecek büyük dalgayı beklemişim ben hep.
Sırf oyun oynamak için yaşamışım.
Sadece zevk için,
Sadece iş olsun diye…
Bugün biraz uzun yazmaya geldim.. Neydi hayat? Tutunmak için tek bir dal mı yoksa nefes almanın bile acısını yaşadığın bir atmosfer mi?.. İkisine de cevap veremiyorum, gözyüzünden mutlu olan insan şimdi gözyaşlarına isyan ediyor. Boğuluyorum denizimde dalgamla, sakinliğimle tek başıma mücadele ediyorum bitiyorum dostum ben sadece kabullenemiyorum bu kadar erken miydi bazı şeylerin anlamsız olması bu kadar çabuk muydu nefes alamıyorum acı veriyor artık her şey bana özür dilerim hayat bana yakışmadı mutluluk şimdi git başka kapıya ben alıştım mutsuzluğa da, ve alışır insan alışır her şeye zamanla.. Bu da burada kalsın belki bir gün mutluluğu da alır gelirim peşinizden :) Sevgiyle kalın..
Ruhum gizli bir orkestra; bilemediğim çalgılar çalınıyor, kemanlar ve arplar, kudümler ve davullar içimde yankılanıyor. Kendime ancak bir senfoni diyebilirim.