Sorunları halledemediğimizde Allah'ı hatırlıyor, çok sıkıştığımızda, O'ndan istiyoruz..
O âna kadar her şeyin zaten berbat olduğundan, düzelecek yanı kalmadığında da, "Allah'ın takdiri.." diyor, bir nevî, O'nu sorumlu tutuyoruz..
Dua etme, isteme, duaların kabûlü sistemi bu şekilde değil, "gönder duayı, al karşılığı" biçiminde olmuyor bu işler..
Allah'ın çalışma sistemi böyle değil..
O, bize yardımını göndereli çok oldu..
O, peygamberleri ve kitapları aracılığıyla, emir ve yasaklarıyla, öğütledikleriyle etti bize yardımlarını..
Biz anlamadık..duymadık..kör ve sağır kaldık..
Sapıttık..günah işlemekten, suç işlemekten geri durmadık..vicdanlarımızı körelttik...merhameti terkettik...adaleti yok ettik..hak yedik...hukuku çiğnedik..mazlumu duymadık...zalimi övdük...güçsüzün üstüne bastık, geçtik...zulme sessiz kaldık...haramı helal kıldık...
Allah, yasaklarını kendisini korumak için koymamıştı..
Nasihatlerinin, öğütlerinin, emirlerinin, yasaklarının her biri, bizleri, insanları içindi.. O'nun kuralları bizler için birer koruyucu kanundu.. Dikkate almadık..uygulamadık..
En basit örnek; biz suyu sol elimizle içersek, Allah'a bir zarar veremeyiz, kendi kalbimiz üzerine basınç uygular, bir krizi tetikleriz.. Biz, ayakta yemek yersek, Allah'a zarar veremeyiz, ancak kendi midemize, kendi yemek borumuza zarar veririz..
Yine, ayakta işersek, prostat oluruz..
Hak yersek, hakkımız yenir...adaleti yok edersek, bir gün bize de lâzım olduğunda onu bulamayız...fuhuşu normalleştirirsek, bir taraftan gelir, ucu bize dokunur...uyuşturucuya, alkolizme yol verirsek, kurbanı olma ihtimalimiz doğar...vicdansızlık yaparsak, merhametten koparsak, gün gelir çiğnenir geçiliriz...hırsızlığı yok etmezsek, malımız, mülkümüz her an çalınmayla karşı karşıya kalır...güçlü olduğu için zalimden