Beyefendiler! Böyle bir yerde Filistin davasından söz etmek, İslâm âleminin, üzerinde fikir yürütmek ve hakkında hızlı, kesin adımlar atmak üzere toplanan seçkin bir topluluğuna bu davadan söz etmek beni mutlu ediyor ve bana şeref veriyor. Sizin kıymetli şahıslarınızda İslâm âlemine, onun kavrayan aklına, çarpan kalbine hitap ediyorum. Doğruyu söylememe, açık konuşmama ve özetle konuşmama müsaade edin.
Filistin meselesini çözmede hükümetlerden, ordulardan ve silahlardan çok İslâm âlemine ve İslâmî bilince güvendik. Liderlerin ve düşünürlerin bu konuda söylediklerini ve yazdıklarını nakletseydim ciltler dolardı. Bu tavır bizi onurlandıran, yüzlerimizi ak çıkaran ve başlarımızı yükselten şeydir. Halklara, topluluklara güven, küresel bilince ve uyanık anlayışa güven haklı davaların bir özelliğidir. Bu hakkı inkâr edilen yaslı mazlumun da bir özelliğidir. Haklı olduğuna inanan, tarihin dönemlerinden hiçbir dönemde hakkı itiraf edenin, onun için öfkelenenin ve sahibine destek verenin onu yok etmeyeceğine inanan mazlumun özelliğidir. Bu güven insan vicdanına inançtan, İslâmî vicdana inançtan gelmektedir. İlk kıble ve Resûlullah (s.a.s.)'in isra yeri olan Filistin'in sadece Filistin halkına ya da Araplara ait olmadığına bilakis bütün Müslümanlara, tüm İslâm âlemine ait olduğuna olan inanca dayanmaktadır.
Hint Okyanusu adalarından Merakeş'e uzanan, insanlığın tek inanç, yaratıcı olan Allah'ın tek mesajı üzere birleşen en büyük kesimini oluşturan İslâm âlemi sadece bir tek Filistin meselesinde değil insanlık türünün problemlerinden her bir problemde kendisine başvurulmaya, toplumlardan herhangi birine yönelik düşmanlığın durdurulmasında, gasp edilen her hakkın geri alınmasında, her inatçı aşırı zalimden öç alınmasında kendisine dayanılmaya, kendisine başvurulmaya en lâyık