Tanrı, insanda en çok, özgür iradeye değer verir ve bu yüzden, kendine iman edilmesi için gökyüzüne yıldızlarla ‘tanrıya inanın!' yazmaz ama evrenin her yerine birtakım işaretler bırakır. Hatta, bir kulunun duasını, nadiren de olsa, henüz dünyadayken kabul etmeye karar verdiğinde, bunu o kadar belirsiz bir şekilde yapar ki, insan çoğu zaman, o şeyi kendi yetenekleriyle başardığını vehmeder – zaten böyle düşünmeye meyyaldir ve böyle düşünmek insanın tabii ki işine gelir, o da ayrı mevzu. Hani, bildiğiniz fıkra; adamın biri kalabalık bir caddede park yeri arıyor, çok önemli bir toplantıya yetişmesi lazım, ama iğne atsan yere düşmez, öyle bir trafik var. Bir yandan tanrıya yalvarıyor, bir yandan o sokaktan çıkıp bu sokağa giriyor, bütün park yerleri dolu, iki metre yer yok. Allah'ım diyor, bana bir park yeri buldur, lütfen, bundan sonra ibadetlerime daha çok dikkat edeceğim, ordan dönüyor yok, burdan geçiyor yok, Allah'ım diyor, bana bir park yeri buldur, lütfen, bundan sonra daha iyi bir insan olmaya çalışacağım, sağa dönüyor yok, sola dönüyor yok, o esnada, az ilerden bir araba çıkış yapıyor, park yerinin boşaldığını gören adam hemen şöyle diyor tanrıya: Allah'ım tamam, buldum ben, gerek kalmadı!