Haklı olduğunda, yani gerçekten ve gerçekten haklı olduğunda, muhatabının haksızlığından, kötülüğünden, yanlışlığından, çirkinliğinden bir düşmanlık üretmek, meslek yaşamınız boyunca en keyif alacağınız işlerden biri olacaktır. Zira haklı olmak kadar kişiyi kör eden başka bir şey yoktur!
Tanrı merhameti emreder; biz şeytanlar ise, insanın acımasız olmasını.
Tanrı dengeyi emreder; biz şeytanlar ise, insanın taraf olmasını.
Gerçek merhamet, senin haklı olduğun, muhatabın haksız olduğu durumda ona merhamet duyabilmektir; gerçek ruhsal denge, senin haklı olduğun, muhatabın haksız olduğu halde, onu anlamaya çalışmaktır.
Gerçekten haklı bile olsa, insanın, merhametsizce haklılık iddiasında bulunması; işte şeytanı olan budur!
Bizim başarmamız gereken, mukayese sonucunda farklılık ortaya çıktığında, bu farklılıktan mutlaka bir iddia üretebilmektir. Hele de kişi haklıysa, bu haklılık iddiası, insanı elimizde oyuncak edebilecek en önemli zihinsel durumlardan biridir. Muhatabın haksız olması, kötü olması, yanliş olması veya çirkin olması, ona karşı düşmanlık ve nefret üretmek için bize en uygun zemini, sonucu kan dökme bile olabilecek o muhteşem fitne ve fesat zeminini sağlar.
Habil'de neyi başaramadığımızı anlıyor musunuz? Haklı olduğu halde inatlaşmayan insan, haklı olduğu halde iddialaşmayan insan, bizim en büyük problemimizdir. Haklı olduğu halde, haksızlık yapana bile merhamet eden, onu o duruma düşüren şartları tahlil edip, onu o durumdan kurtarmak isteyen insan, bizim en büyük problemimizdir.
Affeden, bağışlayan, selamet dileyen insan bizim en büyük problemimizdir.
Çünkü sevgi ve merhamet rahmani; nefret ve düşmanlik şeytanîdir!
İnsan, diğer insanları hor görmezse, onlardan nefret edemez; onlara düşmanlık besleyemez. İnsanı, merhamet denizine girmekten, onu ancak