“ Ben korktum zannediyorum,” dedim.
Cemal gülerek “ Ben de,” Dedi.
Ve bunu söylediği için onu daha çok sevdim. Çünkü hayat bana en korkak adamların iddia ile cesaretten bahsedenler olduğunu öğretti.
Hiç bu kadar canlı bakan ölü görmemiştim. Gözleri kapandıktan sonra bile, kirpikleri arasından acayip, endişe verici bir bakış sızıyor. Yüzünde hiçbir ıstırap izi yok. Sanki acı duymadan ölmüş gibi.
- Efendi, tekrar savaş olacak mı? dedi.
- Olmaktadır; dedim. İşitmediniz mi? Mustafa Kemal isminde bir büyük adam, bir büyük kumandan, İstanbul'dan
çıktı, Anadolu'ya geçti. Erzurum'da, Sivas'ta, milleti başına
topladı. "Hükümet, devlet görevini yapmıyor. Biz kendi kendimizi koruyacağız. Düşmana karşı koyacağız" dedi. Şimdi,
onun adamları taraf taraf Yunanlılarla, Fransızlarla döğüşüyor. Hepsi öyle kahraman kişiler ki...
Ve destani kıssalarla onları heyecana getirmeğe çalıştım.
Çanakkale'de bulunmuş olan Mehmet Ali, Mustafa Kemal adını hatırlıyor. Ona göz ucuyla baktım. Başını yonttuğu söğüt dalından kaldırdı. Benden tarafa döndü:
- Beyim, Allah vere de, bizi tekrar askere almasalar, dedi.
Bu, benim köydeki en hüzünlü günüm oldu.
Talim, terbiye, iyi örnek, bunların hepsi geçici şeylerdir.
Ve çevre değiştirmedikçe, insanın değişmesine imkan yoktur. Bu küçük mülahazadan, Türkiye'deki yenilik ve garpçılık hareketlerinin, neden başarısızlığa uğradığı sorununa kadar çıkabiliriz.