Merve Berberoğlu

Merve Berberoğlu
@Heathcliff_1
•Kitaplar arasında buldum benliğimi 28/01^
Okul öncesi öğretmeni
Master
238 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
Yalnızlık İçinde Ölüm.
9/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2023 9. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mart 2023 09:42
Modern toplumun görünmeyen nahoş yüzünü ortaya koymada başarılı olan Emile Zola, beş kısa öyküden oluşan Nasıl Ölünür'de; bir aristokrat olan Kont Vertueil'in, burjuva sınıfından Bayan Guérard'ın, eşiyle esnaflık yapan Adélé'in, işçi sınıfından Morisseaular'ın oğlu Charlot'un ve köylü Jean-Louis'in ölüm sürecini nasıl yaşadıklarını okuyucularına başarılı bir şekilde tablolaştırıyor. • İnsanların sadece hayatlarında değil, ölürken de hayattayken olduğu gibi bir sınıfın mensubu olduğunu ve bu sınıfın sahip olduğu toplumsal ayrıcalıklara, ekonomik haklara göre -ölüm sürecini- yaşadığını vurgulamak istemiş, Zola. Bunu yaparken de öncüsü olduğu akımın bir getirisi olarak gözlem gücünden yararlanmış, gerçeklik ilkesine bağlı kalmış, sade ve yalın bir dil kullanmış. • Kitaptaki karakterlerin ölüm sürecini yaşarken içinde bulundukları -yalnızlık- duygusu beni gerçekten etkiledi. Kont, ölüm döşeğindeyken etrafındakilerin sahte davranışlarını, sıkıcı komedilerini istemez. Bilinçli, seçilmiş bir yalnızlıktır bu... Bayan Guérard, etrafında oğulları olmasına rağmen oğullarının kendisini soyacağı düşüncesiyle, güvensizlik ve korkunç düşünceler içinde can verir. Bir bakıma kendisini anlayan biri olmadığı için kaçınılmaz bir yalnızlıktır içinde olduğu durum. Adélé ise eşi tarafından çok sevilmesine rağmen son nefesini yalnız verir. Çünkü eşi tüm zamanını çalıştığı kırtasiyeye ayırmak zorundadır. Hayallerini ertelemeyi alışkanlık haline getirmiş çiftin, aralarında anlaşarak tercih ettiği bir yalnızlıktır bu. Lois Baba ise çocuklarının hasatta olduğu sırada yine yalnızlık içinde ölür. Hasat başladığı için tek bir sabah ziyan edilemezdi! Böylece babaları son nefesini verirken ölüme -terk edilmiş bir yılkı atı- gibi gider. Morrisseau çiftinin oğulları Charlot ise can verirken anne ve
Hayat ve İnsan
Nasıl ÖlünürEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202224,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Cinsellik Üzerine
Puan vermedi·
"Freud'un psikanaliz tekniğini geliştirmesindeki en önemli rolü, Anna O. diye tanınan bir kadın hastası oynadı. Çeşitli bedensel engelleri olan Anna O. ile "hastayı konuşturarak tedavi" yöntemini geliştirdi ve psikanaliz yönteminin temelini attı." Bu kitapta başlıklar altında saplantılar ve sapkınlıklardan, cinsel sorunların çocukluktan kalma bazı olaylarla bağlantısından, homoseksüellikten bahsediyor Freud. Cinsellik duygusu ona göre ergenliğe girişten çok daha önceden, daha anneyi emerken başlıyor insanda. Psikoloji ve psikanaliz üzerine uzman olmadığım için, muhtemelen de eksik bilgiye sahip olduğum için kitabı eleştirmeyeceğim elbette. Bazı noktalarda "E artık bunu da cinselliği bağlama Freud Amca." dediğim de oldu. Şaşırıp gerçekten bazı eylemlerimizin cinsel içgüdüden kaynaklandığını nasıl da düşünemedik dediğim de oldu. Bol bol yeni terimler, kelimeler öğrendim okurken, en hoşuma giden de bu oldu sanırım. Cinselliğin konuşulması, öğrenilmesi, sorulması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum hep. Belki bu kitap tam olarak bunun için yeterli gelmeyecektir. Başka kaynaklardan da bilgi edinmek, hiç değilse ilerde yetiştirmeyi düşündüğünüz bir çocuk varsa onun için öğrenmek çok güzel olacaktır. "Alman için seks, yemeğin üstüne yenen çikolatadır. Türk içinse, ölüm kalım meselesi, bir felakettir." Cinsellik konusundaki önyargılarımızı ve korkularımızı yıkacağımızı umuyorum :) İyi okumalar.
Psikoloji
Cinsellik ÜzerineSigmund Freud · Say Yayınları · 20175,6bin okunma
Ulusal Bir İsyandan Uluslararası Bir İsyana:
Puan vermedi·508 syf.··
2021 19. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2021 12:28
Dünyanın en çok okunan kitapları arasında yer alan İki Şehrin Hikayesi yazarının dediği gibi “yazdığım en iyi hikaye” . gerçekten de okuduğunuzda iliklerinize kadar hissedeceksiniz bunu. Ve neden böyle dediğini de anlayacaksınız okudukça. Kitap 1700lü yılları, Fransız İhtilali'ni ve öncesini anlatıyor. İhtilal öncesi ezilmiş, sömürülmüş, sefalete sürüklenmiş halk, sefa içinde yaşayan asilzadelere, adaletsizliğe başkaldırmış ve devrimle birlikte yeni bir dönem başlatmıştır. Fakat yıllarca ezilip, sömürülen halk, bundan kaynaklı bir kin ve öfke biriktirmiştir. Monarşi rejimin halka dayattığı katı kuralları, giyotinle kafaları kesilen binlerce masum insanın acısını, ihtilal sonrasında suçlu veya suçsuz katledilen aristokratların dramlarını, dönemin toplumsal koşullarını ve o döneme ait çarpıcı detayları okuyacaksınız. Fransız İhtilali gibi önemli bir tarihsel dönemi yazar son derece nesnel bir gözle ve edebi bir dille olayları ile aktarıyor. İhtilal öncesi döneme ait adaletsizliği monsenyör ironisiyle etkili bir şekilde eleştirirken, ihtilal sonrası dönemin adalet ve insaniyet açısından daha beter bir hale geldiğini, insan canının her iki dönemde de ne kadar kıymetsiz olduğunu bütün çıplaklığı ile okuyucusu ile paylaşıyor. İnsan canı her koşulda hep acı sonlarla buluşmuş. Eleştirdiği bir dönemin yöneticilerine karşı duyulan öfke eleştirilen dönemden daha çok acımasız olabiliyormuş. Konu olarak suçsuz yere 18 yıl Paris'te hapis yatan Doktor Mannette’nin hiç görmediği kızını bir bankacı aracılığıyla bulup Londra’ya getirmesiyle başlamaktadır. Akıl sağlığını yitiren Dr. Manette kızı Lucie sayesinde yavaş yavaş iyileşmeye başlamıştır. Bu sırada Lucie, kendisi için asilzadeliğinden vazgeçip tüm aile malvarlığını da arkasında bırakarak hayata yeniden tutunan Charles Darney
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202376,6bin okunma
Beden Asla Yalan Söylemez
Puan vermedi·224 syf.··
2021 16. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2021 20:38
beden yalnızca zihin için bir araç değildir, beden kendisi olma arayışındadır. beden kendisini inşa edebilmek ve kendisini oluşturabilmek için odada bir diğer bedene ihtiyaç duyar. beden, kendilik gibi yalnız ve yalnız ilişki içinde oluşabilir” diyor. ilişkisellik içinde kendini var etme mücadelesi veren bedenlerimiz kim bilir ne çok deneyimi ve yaralanmayı sessiz bir biçimde kaydediyor düşündünüz mü? zihin bu kayıtların hangi bölümlerini acıyı katlanılmaz bulduğu için erişilmesi zor köşelere gönderiyor? çocuklukta yaşanılan acıların inkarı ve bunun hayatlar ve toplum üzerindeki etkisi temasına odaklanan, felsefe, psikoloji ve sosyoloji öğrenimi görmüş ünlü psikanalist ve yazar, alice miller (1923-2010) “beden asla yalan söylemez” kitabında deneyimlerimizin kayıtlarının hücrelerimizde olduğu gibi tutulduğunun altını çizerken, gerçek ve güçlü duyguların inkarının; anıların, duyguların ve ihtiyaçların, fark etmeden bastırılmasının bedenlerimiz üzerindeki etkisiyle, bireysel ve toplumsal düzlemde ödenen bedelleri aktarıyor. birine öfkelenme özgürlüğümüz yoksa onu sevmeyi seçemeyiz. sevmeme özgürlüğümüz olmayan birini gerçekte(n) sevemeyiz. birine karşı hissettiğimiz duygu "ona karşı hissetmemiz gerekenler" diye önceden tarif edilmişse, onunla meselemiz bitmeyecek, hatta başlayamayacaktır bile. gerçek hayatta "böyle hissetmem lazım!", "şöyle hissetmemem lazım!" diye bir şey yoktur çünkü. hisler ne yöne gideceklerini gerekliliklere sormazlar. hiçbir 'gerçek' ve olgun ilişki özünde nesnel değildir. özneler 'gerçek' paylaşımlarını nesnellik üzerinden kurmazlar. kabullenme özgürlüğümüz olmayan her duygu dışarıya akamayan bir irin gibi bedenimizi ve ruhumuzu ele geçirir. içimize hapsettiğimiz her duygu aynı zamanda içimizi hapseder. üzerini örttüğümüz her şeyin altında
Psikoloji
Beden Asla Yalan SöylemezAlice Miller · Okuyan Us Yayınları · 20194,205 okunma
İyi Aile Yoktur!
10/10
·300 syf.··
2021 15. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2021 20:38
Bu kitabı tanıtmak oldukça zor. O nedenle “okuyun mutlaka, ne demek istediğimi anlayacaksınız” demek geliyor içimden. Öncelikle “kutsal” olan ne varsa anneden, anne-babadan başlayarak, okul, öğretmen, toplum, devlet, inançlar (dini ya da ideolojik) ile devam ederek tümünü yeryüzüne indiriyor. Her şey sorgulanabilir. Okudukça kutsalların sistemin sürmesine nasıl hizmet ettiğini anlıyoruz. Bu sorgulamalara en başta, şanslıysak kendimizden başlayabiliriz. Şanslıysak diyorum; çünkü taaa çocukluğun ilk yılından itibaren iç sesimiz kısılmış, kendi sesimizi duyamaz olmuşsak, ebeveynin “sevgisi”ni kazanmak pahasına kendimize ihanet etmişsek nasıl duyacağız o iç sesi… Otoritenin (ebeveynin, toplumun vb.) sesini kendi sesimiz sanmışsak nasıl yapacağız kendimize bakma, sorgulama işini? Kendi sesini duyamayan anne-baba, çocuğunun sesini nasıl duyacak? Böylece diyor yazar; yetişkine “saygı” duyarak, kendisine ihanet etme pahasına, itaat etmeyi öğreniyor çocuk. “İtaat çocuğun kendine ihanetidir” ve “Kendine ihanet eden birey bir başkasına çok daha kolay ihanet eder” diyor. Kitap travma alanında çalışmış çok önemli isimlerin kitaplarından alıntılar yaparak devam ediyor. Fakat kitap açık travmalardan çok sinsi, kültürel olan, içimize sinmiş, farkında bile olmayabileceğimiz ve fakat kişiyi, kişiliği biçimleyen travmalardan, oluşum süreçlerinden söz ederek farkındalık oluşturuyor. “Kültür ailenin ailesidir” diyor. Bir yerde hiyerarşi varsa, gerçek saygıdan söz edilemeyeceğini söylüyor. Evde çocuğun “öteki” konumunu insan içi sızlayarak görüyor. Tüm sinsi ve görünür travmaların psikodinamiğini hem yaptığı alıntılarla hem gündelik yaşamdan, çalışmalarından örneklerle okuyucunun kavramasını sağlıyor. Okuyucu ister istemez kendisine bakıyor. Birçok metafordan örneğin biri; “Kol kırılır yen
İyi Aile YokturNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20187,9bin okunma