BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ
Afganistan'da başlayan olaylar ile birlikte aklıma bu kitap geldi. Bundan üç ay önce okuyup etksinden günlerce çıkmadığım, elime başka kitap almadığım Bin Muhteşem Güneş.
Kitabın adını okuduğumda umutlarla dolu bir kitap olduğunu düşünmüştüm: Belki Afganistan'daki bir kızın eğitimi ile geldiği büyük başarılarını anlatan bir kitaptır.Belki de hepmize umut verecek bir kitaptır dedim ve okumya başladım.
Kitabın ilk sayfalarında Meryem'in annesinin "Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma, Meryem.” dedigi satırları kitap karakteri Meryem unutsa bile ben unutmadım .
Bin Muhteşem Güneş'i okurken öyle nefesim kesildi ki...
Kitaba ara verip sürekli su içmeye gittiğim hala belleğimde. Zaten kitap ilerledikçe göz yaşlarımın döküldüğü sayfaları hatırlıyorum.
Kaç defa Meryem'in Leyla'nın elinden tutmak istedim ,onları o tutsaklıktan kurtarmak istedim.
Her yola koyulduklarında bin bir ümitle bitti bu iş dedim .Sonra geri hayal kırıklığı ile sayfları çevirmeye devam ettim saymadım.
Bir kadın olarak yaşamak zorken Afganistan'da bir kadın olarak yaşamak daha zor .Kadınlar ne?
Hayvan mı?
Kadınlar ne?
Hizmetçi mi?
Kadınlar hizmetçi hatta hayvan ama asla insan değiller bu kitapta. Malesef öyle. Kitabı okumayanlar sakın yanlış anlamasın erkek kitap karakterinin tavırlarından dolayı böyle diyorum.
Kitapta ki erkek karakter(Raşit) o kadınların göz yaşı bile etmezken, kadınların üzerinde hükmü çıldırtı beni .Şimdi düşünüyorum ,tekrardan bir Meryem ve Leyla hikayesi yaşanıyor mu? Dua ediyorim yaşanmsın diye ama ben bile inanmıyorum.
Kitabı bitirdiğimde çok üzgündüm.
Şimdi daha çok üzgünüm .
Kitap fazlasıyla güzel :olayların gidişatı, heycanı, empati yaptirabilmesi...
Beş