Sartre Kafka hakkında şöyle diyordu: onun yapıtı "Orta Avrupa'nın Yahudi-Hristiyan dünyasına karşı özgür ve birleşik bir tepkidir; romantarı Yahudi ve Çek, tüberkülozlu, huysuz nişanlı vb. olarak kendi insani durumunun sentetik bir aşılmasıdır."b Sartre'ın kendisi için de geçerli bu: yapıtı, komünizm tarafın dan sorgulandığı haliyle burjuva dünyaya bir tepkidir. Bu ya pıt, burjuva entelektüeli, eski ENS* öğrencisi, özgür nişanlı, çirkin insan (çünkü Sartre kendini sık sık böyle tanıttı) vb. olarak kendi durumunun aşılmasını ifade eder: kitaplarının hareketine yansıyan ve orada yankı bulan her şey. Sartre'dan o sanki geçmiş bir çağa aitmiş gibi söz ediyoruz. Yazık! Aslında daha ziyade bizler bugünkü ahlaki düzende ve konformizmde "geçmiş" sayılırız. En azından Sartre gelecek anları, düşüncenin hem özel hem kolektif bir güç olarak, ken dini gözden geçirip bütünlüklerini yeniden kuracağı ele alışları muğlak biçimde beklernemize izin veriyor. Bu yüzden Sartre hala bizim hocamız.
Özgürleştirici hareketlilik ve politik mücadele için Cezayir Savaşı'nı beklemek gerekti ve tabii tam da ezilen değil ezen olduğumuz, kendimize karşı koymamız gereken o karmaşık koşullarda.
Kim bize yeni düşünme biçimleri öğretti? Ne kadar parlak ve derin olursa olsun, Merleau-Ponty'nin eseri akademikti ve birçok açıdan Sartre'ınkine bağlıydı. (Sartre insan varoluşunu seve seve dünyadaki bir "deliğin" yokluğuna ben zetmişti: küçük hiçlik gölleri, demişti. Ama Merleau-Ponty bunları kıvrımlar, basit kıvrım ve kıvrılmalar olarak görürdü.
Sert ve keskin bir varoluşçulukla daha mesafeli ve yumuşak bir varoluşçuluk birbirlerinden böyle ayrılıyordu.) Camus'ye ise ne kadar yazık! Kimi zaman şişirilmiş bir erdemcilik, kimi zamansa ikinci el bir saçmalık; Camus lanetli yazartara dahil olduğunu söylerdi, ama felsefesinin tümü bizi lisetilerin bile iyi bildiği Lalande ve Meyerson'a götürüyordu.
İnsan da ölmektedir (Tanrı'nın yerini insanın aldığına, Tanrı-insanın yerini insan-Tanrı'nın doldurduğuna inanılmıyor artık. Çünkü bu yer değiştirmede hiçbir şey değişmez, eski değerler aynen kalırlar. Nihilizmin kendi sonuna kadar, yokolmak isteyen insana, son insana, Nietzsche'nin öngördüğü atomik çağın insanına kadar gitmesi gerekir.
En şiddetli tutkularımızı ve baştan çıkışlarımızı kışkırtan şey, şimdiki durumlarda geçmişi aramak, geçmişi tekrarlamaktır. Her zaman geçmişte severiz ve tutkular öncelikle belleğe ait hastalıklardır.