Ben başka türlü seviyorum, dedi. Sizi arıyorum. Gittiğiniz
zaman keyfim kaçıyor. Uzun zaman ayrılsak fena oluyorum.
Sizin beni sevdiğinizi bir defa öğrendim, buna inanıyorum
ve mutluyum. Tekrar söylemeseniz de olur. Ben bundan
başka türlü ve daha fazla sevemem.
Kazara. .. ölecek olsanız ömrümce yasınızı tutarım;
bir daha yüzüm gülmez. Başka bir kadını sevecek olsanız size
darılmam, beddua etmem; içimden yine mutlu olmanızı
isterim
İnsan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla
kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten
başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım, sorusuna cevap
vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat.
Demin bana yüzümün pörsümüş, tazeliğini yitirmiş
olduğunu söyledin. Doğru, ben yıpranmış bir elbise gibiyim;
nedeni de ne iklim, ne de iş yorgunluğu. On iki yıldır içimdeki
ateş, yakacak hiçbir şey bulamayınca kapalı kaldı, kendi
zindanını yaktı ve söndü.
-Ama bu hayatta sevmediğin şey ne? Onu söyle.
- Her şey; durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras
oyunları, hele de açgözlülükler, rekabetler, dedikodular,
birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler.
Konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor. İlk bakışta
zeki adamlar sanırsın, yüzlerinde ciddilik okunur, -ama bütün söyledikleri şu biçim şeyler: "Falanca veya filanca, bilmem
ne satın aldı, bilmem neresini kiraladı." Başka birisi: "Aa!
olur şey değil; niçin acaba?" Ya da: "Falanca dün akşam kulüpte
müthiş para kaybetti, bir başkası üç yüz bin kazandı."
İllallah bunlardan. Bunlar arasında insanlık nerede? İnsanlığın
yüceliği, bütünlüğü nerede kaldı? İnsanlık ufak paralar
haline gelmiş.