En sonunda dediğim bir kitaptan herkese tekrardan merhabalar. Lise yıllarımdan beri okuyacak olduğum ama bir türlü elimin gitmediği bir kitaptı iki şehrin hikayesi. İyiki lise yıllarımda okumamışım dediğim çoğu kez oldu çünkü lise zamanımda olsa ruhum sıkılır yarıda bırakırdım.
Kitabın içindeki tasvirlere hayran kaldığımı bu tasvirlerin kitabı gözümde çok daha fazla değerlendirdiğini söyleyebilirim. Ayrıca kitabın şu ana kadar okuduğum en iyi giriş cümlesi olduğunu aynı şekilde bitişinin de en güzel şekilde biten, şuana kadar okuduğum en iyi bitiriş olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Kitabın içindeki karakteri tahlilleri oldukça iyiydi. Uğultulu tepelerde Heatclif'in ölümüne nasıl sevindiysem burada da madam Defarge'ın ölümüne sevindim. Şu ana kadar okuduğum en gıcık en sevimsiz kahramanlardan biriyken Edgar Carton'da da kendimi bulduğumu söyleyebilirim. Geri kalan diğer karakterlerin anlatımı tek kelimeyle harikaydı.
Charles Dickens okurken nedendir bilinmez içimi hep bir kasvet sarıyor. Sanki okurken içime öküz oturuyor. Aynı kasvet içine Büyük umutlar romanını okurken de düşmüştüm. Şaşırtıcıdır iki gündür Dickens kasvetinden çıkamadığım için kitap okuyamıyorum. Evet literatüre yeni bir kavram sokuyorum galiba Dickens kasveti diye.