İstanbul’da “keşke”şerle örülü bir yaşantının Piraye’si olmaktansa, Diyarbakır’da “iyi ki” diyen bir ben olmayı yeğlemez miyim? Sonuç kötü de olsa, “İyi ki denedim, içimde kalmadı” diyebilmek kendime karşı suçlu durumuna düşmemden daha iyi değil mi?
Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?.. Ben de, o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım…