İnsanın yük olarak gördüğü, zorlanarak yaptığı, yerine getirmek için kendisini ikna etmek zorunda kaldığı ibadetler; meleklerin ücreti, gıdası ve lezzeti durumundadır. Zikirden, ibadetten, hizmetten öyle lezzet almaktadırlar ki melekler, melekleşmeyen bir insanın bunu bilmesi bu lezzetin seviyesini ölçmesi mümkün değildir. İbadet ve zikir meleğin görevi değil, ödülüdür. Demek ki kökenin de öyle çekici şeylerdir ibadetler. Ama insan bunları sorumluluk, mecburiyet ve yük olarak görmektedir.
Cenab-ı Hak cömertliğini ve ikramseverliği‘nin bir yansıması olarak salih amellere ait gelecekteki mükafatları bir kısmını o Amellerin içine sırlamıştır. Görevin ücretinden bir parçayı görevin yapılışı içerisine yerleştirmiştir. Hadisi şerifte: “Alnının teri kurumadan işçinin ücretini veriniz” buyrulur. Hadisi şerifler nebevi ahlakın, nebevi ahlâkta ilahi ahlakın yansımalarıdır. Cenabı hak insana ait karşılıkları Amellerin bitişine değil, tam içerisine yerleştirmiştir.
İbadetlerin içinde cennetteki karşılıklarından ışıltılar vardır. Namazın başlı başına bir ücret ve lezzet olduğunu tecrübe etmiş olanlara göre, namazın varlığı şükür sebebidir, konu namazın karşılığı olan ahiret mükafatlarına gelmeden… İnsanlara hizmet etmenin nasıl bir lezzet olduğunun sırrını erenler, bu etkinliği bir yük olarak görmeksizin, onun bir ücreti var mı yok mu diye düşünmeksizin bu işe sarılmışlardır. Bir fırsat olsa da hizmet etsem, bir imkan bulabilsem de ibadet etsem diye düşünmektedir onlar.