Eğitimli, öğrenimli insanlar kitapların içindekileri okuyanlardır. Düşünürler, dâhiler ve dünyayı aydınlatıp insan soyunun ilerlemesine katkıda bulunmuş olanlar, doğrudan tâbiat kitabından yararlananlardır.
Düşünce bütün hakikatli şeyler gibi sessizdir. Çünkü başka bir şeyin değil hakikatin âşığıdır. Tanınmadığı, kadrinin bilinmediği yerde, diğer hakikatli şeyler gibi, direşerek kalmaz. Direşmek, ayak sürümek sahte şeylerin özelliğidir, çünkü bu direşme bizzat sahteliğin özünden kaynaklanır.
Düşünme insan etkinlikleri içinde en kıskanç olanıdır. O asla kendisi için gerekli olan gücün bir kısmının başka şeylere sarf edilmesine razı olmaz. Tümünün kendisi için kullanılmasına hazır olmasını talep eder. Böyle bir hazırlık olmadıkça, onun talep ettiği huzur ona ve sadece ona tahsis edilmedikçe, diğer şartlar ne kadar müsait olursa olsun, ortaya çıkan şey bir düşünce taslağı olarak kalacak ve daha öteye gidemeyecektir.
Bir şeyin yerinden edilmesine "zulüm" demişiz, daha doğrusu ona bütün zulmetiyle dilimizi ve gönlümüzü açmışız, açmakla kalmamış dilimizde ona tınısıyla, çağrışımıyla, zaman içerisinde üzerine topladığı mana ve tazammunlarıyla tüyler ürperten bir yer tahsis etmişiz, şimdi her şey yerinden ediliyor, her şey her şeyin yerine göz dikiyor, kılımız kıpırdamıyor: Duymayan biz miyiz, duyurmaz olan böylesine dehşetli tınıları, çağrışımları olan sözcük mü?