Çok fazla betimleme yapıldığı için akıcı olmayan bir kitaptı ama sonunda bitti.
Kitabı okuduğum süre boyunca Esmeralda'nın saflığına(salaklık boyutundaydı maalesef) , Phoebus'ın sapıklığına, Başrahip'in saplantılılığına ve Quasimodo'nun yanlış kişilere olan bağlılığına saydım sövdüm.
Ama kitabın sonunda içimin yağları erimedi desem yalan olur :)
Okuyun, sizin de içinizdeki yağlar erisin :)
'Çocukluk' kavramının artık 90'larda kaldığını düşünenler çoğunlukta bugün. Çünkü o zamanlarda böyle yüksek binalar yoktu, yeşil alanlar daha fazlaydı, daha güvenliydi sokaklar ve insanlar daha güvenilirdi..
Komşuluk kavramı için yas ilan edilmemişti mesela. En önemlisi ise çocukların sorumlulukları bu denli çok değildi. Çocuklar 'sorun' değildi.
Çocuklar ile ilgili birçok konuya değinilen bu kitapta beni en çok etkileyen kısım, eğitim sisteminin çocukların gözünde nasıl bir canavara dönüştüğünü anlatan kısımdı. Belki ben de o dertten muzdarip olduğumdan..
Evet, yanlış okumadınız! Maalesef durum o kadar kötü ki eğitim sistemimiz çocukların ölümüne sebebiyet verebilmekte. Çünkü çocukların omuzlarına taşıyamayacağı sorumluluklar yüklenip, onların karşılayamayacağı beklentilerle sömürülüyor çocuklar. Bu beklentilerin ve sorumlulukların altından kalkamayan çocuklar, maalesef son veriyor hayallerle, şen kahkahalarla süslenmesi gereken hayatlarına. Kitaptaki "Notlarımız Değil, Kalplerimiz Kırık" adlı bölümle göstereyim size aslında çocukların neye ihtiyacı olduğunu.
"12 yaşındaki Sina'nın objektife bakan masum yüzü gitmiyor gözümün önünden günlerdir...
Ayrılmış bir ana babanın parçaladığı minicik yüreğinin, kırık karne korkusuyla nasıl çarpmış olabileceğini düşünüyorum.
'Başaramadın Sina!... Daha çok çalışmalısın... daha çok... daha çok!...'
'Karnende kırık varsa eve gelme!... Anladın mı, gelme eve!...'
Hesaplamış, en az 7 kırık var karnede... Arkadaşlarına demiş ki:
'Bir gün gazetelerde kendini asan bir çocuk haberi görürseniz, bilin ki o benim.'
Karnelerin dağıtılmasından bir gece önce kemerini alıp bir ucunu su borusuna, bir ucunu kendi boynuna bağlamış... atlamış ölüme...
Arkadaşları çalışma masasının üzerine kazınmış şu notu bulmuşlar:
'Sevgiye ihtiyacım
Bu kitabı, daha doğrusu bu seriyi okumakta geç kalmış olmakla birlikte filmlerini izlemek için de geç kalmıştım. Kitaba çok büyük şevkle başladım. Şimdi böyle söyleyince sanki kitabı beğenmemiş gibi bir izlenim yarattım sanki :) Ancak öyle değil. Kitabı okurken yaptığım en büyük hata filmi izlemem oldu. Hatta filmler desem daha doğru olur. Sonunu bilsem de bitirebildim kitabı :)
Üç şiir, üç şiirin resimlerle zenginleştirilmiş hali...
O kadar güzel ki, resimleri suratımda belli belirsiz bir tebessümle inceleyip okuduğum satırlarla bağdaştırdım hep.
En beğendiğim son resim oldu ama. Gün batımı, koca bir ağaç, ağacın gölgesinde oturmuş bir adam, adamın elinde bir kitap.
Olmak istediğim yer, yaşamak istediğim an :)