Yıldırım Aşaroğlu

Yıldırım Aşaroğlu
Kırmızı Ayakkabılar/ 5. Tuzak
Bir kadın kendini hayatın içine sinsice sokulmaya ve ondan bir şeyler çalmaya zorlanmış hissettiği zaman hayatını asgari düzeyde sürdürmektedir. Hayatındaki “onlar” kimse, “onlar”ı dinlemeyerek hayattan bir şeyler aşırmaya bakar. Yüzeyde ilgisiz ve sakin davransa da, ne zaman çatlaktan ışık sızsa, aç benliği hoplamaya başlar, en yakın hayat biçimine doğru koşar, hemen sıvışır, tekmeler, çılgınca saldırır, sersemce kendi kendine dans eder, kendini tüketir, sonra da kimse gittiğini fark etmeden sürünerek tekrar karanlık hücreye girmeye çalışır.
Sayfa 265·Kitabı okudu
Gülbahar Aygün isimli okura yanıt verildi
Yıldırım Aşaroğlu
Okumak önemli de biraz idrak da etmek lazım. Galiba ben bazı yerlerini anlamıyorum.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Üç renk miti…
Siyah daha önce bilmediğiniz bir şeyi hemen bileceğinize dair vaattir. Kırmızı, bir yükselişin ya da doğumun hemen gelmek üzere olduğuna dair bir vaattir. Beyaz, yeni başlayan şeyler için yeterince besin bulunduğuna, boşluğun ya da yokluğun dolduracağına dair bir vaattir.
Sayfa 121·Kitabı okudu
Gülbahar Aygün isimli okura yanıt verildi
Yıldırım Aşaroğlu
Kitapta bu kadardı. O film olarak güzeldi.
Kaçıncı kopyayım?
Öyle ya hepimiz hiç tanımadığımız kimi insanların berbat bir kopyasıyız; şu anda sevdiğimiz kişilerin yanına yaklaşmayan ya da onları es geçen ya da eğer duruyorsa bile zaman içinde bunu yapmaktan yorulan, geride iz bırakmadan toz olup giden, ya da ardında sadece kaçıp giden ayakların toz zerreciklerini bırakan insanların ya da ölüp giderek, sevdiklerimizde ölümcül yaralar açan, en nihayet kapanıp iyileşmiş kimi yaralar açanların kopyasıyız…
Sayfa 103·Kitabı okudu
Gülbahar Aygün isimli okura yanıt verildi
Yıldırım Aşaroğlu
Sende bu intibahı yaratmak bile kafi!🍁
kavun kokulu gece
ölüşümün haberi gelmiş size haftalar sonrasında yollara düşüşümün nasıl mı olmuş... kıymışım şu fidancık yaşımda kendi canıma nasıl beklenmedik olmuş sizin için, ah... bildiğiniz kadarıyla pek yaşam doluymuşum oysa bunu yapacak biri de değilmişim dışarıdan bakınca... ne kadarını bildik ki hep en dışarıdan bakmakla yetinmedik mi zaten biz dememiş, iki çift laf etmemişsiniz birbirinizin suratına bense hep suçluymuşum kadınlığım ve ölmüşlüğümden görememiş miyim nasıl da yaşanası olduğunu önümüze serili duran şu hayatın, nasıl mümkünmüş bu... en iyisini bilirmişsiniz hep olduğu gibi elbette, elbette yaşanasıymış hayat ve elbette suçluymuşum ölümümden, en az yaşamımdan olduğum kadar... ölüm dediğin kendiliğinden olmalıymış, böylesi rezil ve aşağılıkmış hepinizce... açıkça söylemeseniz de utanılasıymışım, yüz kızartan. ha sahi aklınıza gelmişken, yaşarken de böyleymişim biraz zaten, sağı solu belli olmayan, tuhaf biri... haylaz ve uçarı, dingin ve yorgun bazen... tüm bu süratli değişimin içinde kayıpça savrulup giden,,, ama tüm bunlara rağmen öfkeli ve hüzünlüymüşsünüz gidişimden yine de,,, bense bakakalmışım gidişimden önceki o ağrılı gecede sokak lambalarına ölümümü kurgularcasına uzun uzun düşünmüşüm ışığı seyrederek, düşünür gibi yapmışım belki de ama siz bir an bile düşmemişsiniz aklıma, ne yazık elbette ben de sizinkine düşmemişim, niye kandırıyorsunuz kendinizi... bir de nasıl dalgınmışım komşulardan birinin söyleyişine göre, vah vah... bilselermiş böyle mi olurmuş... evimde ölmek istemişim, artık var olmayan ve boyuna yıkılmış güzel harabelerimde duygulanmışsınız buna, hep böyle ince biriymişim biraz da ben yine de öfkeliymişsiniz hâlâ aynı masalları okumuş
Yıldırım Aşaroğlu isimli okura yanıt verildi
Yıldırım Aşaroğlu
Bazen çıkarmak, bazense yarısını atmak olabilir. Buna siz karar verirsiniz. Bazen sevdiğimiz dizelerden vazgeçmemiz gerekir, bütünün güzelliği için.
kavun kokulu gece
ölüşümün haberi gelmiş size haftalar sonrasında yollara düşüşümün nasıl mı olmuş... kıymışım şu fidancık yaşımda kendi canıma nasıl beklenmedik olmuş sizin için, ah... bildiğiniz kadarıyla pek yaşam doluymuşum oysa bunu yapacak biri de değilmişim dışarıdan bakınca... ne kadarını bildik ki hep en dışarıdan bakmakla yetinmedik mi zaten biz dememiş, iki çift laf etmemişsiniz birbirinizin suratına bense hep suçluymuşum kadınlığım ve ölmüşlüğümden görememiş miyim nasıl da yaşanası olduğunu önümüze serili duran şu hayatın, nasıl mümkünmüş bu... en iyisini bilirmişsiniz hep olduğu gibi elbette, elbette yaşanasıymış hayat ve elbette suçluymuşum ölümümden, en az yaşamımdan olduğum kadar... ölüm dediğin kendiliğinden olmalıymış, böylesi rezil ve aşağılıkmış hepinizce... açıkça söylemeseniz de utanılasıymışım, yüz kızartan. ha sahi aklınıza gelmişken, yaşarken de böyleymişim biraz zaten, sağı solu belli olmayan, tuhaf biri... haylaz ve uçarı, dingin ve yorgun bazen... tüm bu süratli değişimin içinde kayıpça savrulup giden,,, ama tüm bunlara rağmen öfkeli ve hüzünlüymüşsünüz gidişimden yine de,,, bense bakakalmışım gidişimden önceki o ağrılı gecede sokak lambalarına ölümümü kurgularcasına uzun uzun düşünmüşüm ışığı seyrederek, düşünür gibi yapmışım belki de ama siz bir an bile düşmemişsiniz aklıma, ne yazık elbette ben de sizinkine düşmemişim, niye kandırıyorsunuz kendinizi... bir de nasıl dalgınmışım komşulardan birinin söyleyişine göre, vah vah... bilselermiş böyle mi olurmuş... evimde ölmek istemişim, artık var olmayan ve boyuna yıkılmış güzel harabelerimde duygulanmışsınız buna, hep böyle ince biriymişim biraz da ben yine de öfkeliymişsiniz hâlâ aynı masalları okumuş
Yıldırım Aşaroğlu
Şiirin teması güzel. En azından hesap soran ölümünüz iyi bir fikir. Ve kavun ile bağdaştırmanız da iyi. Lakin kırpmanız gerek. Ve biraz daha anafor gerekiyor. Belki başka türlü bir metaforlama. Elinize sağlık.