ölüşümün haberi gelmiş size
haftalar sonrasında yollara düşüşümün
nasıl mı olmuş...
kıymışım şu fidancık yaşımda kendi canıma
nasıl beklenmedik olmuş sizin için, ah...
bildiğiniz kadarıyla pek yaşam doluymuşum oysa
bunu yapacak biri de değilmişim dışarıdan bakınca...
ne kadarını bildik ki
hep en dışarıdan bakmakla yetinmedik mi zaten biz
dememiş,
iki çift laf etmemişsiniz birbirinizin suratına
bense hep suçluymuşum kadınlığım ve ölmüşlüğümden
görememiş miyim nasıl da yaşanası olduğunu önümüze serili duran şu hayatın, nasıl mümkünmüş bu...
en iyisini bilirmişsiniz hep olduğu gibi elbette, elbette yaşanasıymış hayat ve elbette suçluymuşum ölümümden,
en az yaşamımdan olduğum kadar...
ölüm dediğin kendiliğinden olmalıymış, böylesi rezil ve aşağılıkmış hepinizce... açıkça söylemeseniz de utanılasıymışım, yüz kızartan.
ha sahi aklınıza gelmişken, yaşarken de böyleymişim biraz zaten, sağı solu belli olmayan, tuhaf biri...
haylaz ve uçarı, dingin ve yorgun bazen...
tüm bu süratli değişimin içinde kayıpça savrulup giden,,,
ama tüm bunlara rağmen öfkeli ve hüzünlüymüşsünüz gidişimden yine de,,,
bense bakakalmışım gidişimden önceki o ağrılı gecede sokak lambalarına
ölümümü kurgularcasına uzun uzun düşünmüşüm ışığı seyrederek, düşünür gibi yapmışım belki de
ama siz bir an bile düşmemişsiniz aklıma, ne yazık
elbette ben de sizinkine düşmemişim, niye kandırıyorsunuz kendinizi...
bir de nasıl dalgınmışım komşulardan birinin söyleyişine göre, vah vah...
bilselermiş böyle mi olurmuş...
evimde ölmek istemişim, artık var olmayan ve boyuna yıkılmış güzel harabelerimde
duygulanmışsınız buna, hep böyle ince biriymişim biraz da ben
yine de öfkeliymişsiniz hâlâ
aynı masalları okumuş