Her şey bilinmesine rağmen hiçbir şey yapmama yürekliliği gösterebilir misiniz?
Değerli yol arkadaşım Kırmızı Pazartesi her okuyuşum -ki bu hep yolculuklarda oldu- yukarıda sorduğum sorunun bir başka halini bana bırakır.
Kendisine gelecek olursak; belki de Marquez’in en sinematik eseri diyebilirim. Çünkü anlatım tarzı ile kurgunun birbiri içerisine girişi, zihnimde sepya tonlarında bir filmin oynamasına sebep oluyor.
Ama daha enterasan olan şey ise filmi üç farklı şekilde çekilmiş gibi hissetmeniz. Sinemada bu olayı bilirsiniz. En klasik versiyonu “flaschback” !
Marquez ise edebiyatın verdiği imkanların kurgu sınırlarını genişletiyor. Hikayeye geçme kaygımdan dolayı bunu biraz üstü örtülü anlatmak zorundayım. Ana karakterin yaşamı, olay günü, anlatıcının günü, anlatılan toplumun günü… Evet saydıkça daha fazla gün( film) çıkıyor ortaya. Ama zamanı kavrayış ve onu süreklilikten çıkarıp parçalara ayırmak Marquez’in eserlerinde sürekli gördüğümüz bir şey zaten. (Haklsın bu eleştiriyi okuyan kişi) Ama bu kitabı ayıran zaman algısı tekilliği parçalanması değil çoğalması gibi.
Ve yine ve yeniden Marquez’in karakterlerinin umursamaz güzellikleri ve üzerlerine yığılmışlıkları ile toplumsal bir tabu karşısında aldıkları konumlar hayret verici şekilde doğal.
Alıntı: s.47
…tıpkı ölüm fermanı ezelden beri yazılı olan iradesiz bir kelebekmiş gibi, isabetli bir atışla onu duvara mıhlayıvermiş. “Santiago Nasar”
İnsan yaşam uğruna mı, yoksa kendisi adına mı yaşadığını bilemez ve kimse de ona kesinlikle hangisi olduğunu söyleyemez. Sınırları belirgin değil. Hem bencilce bir fedakârlık hem de fedakârca bir bencillik var bunda.